"O zaman neden onu kullanmıyorsunuz?" dedim nefretle. "Neden beni uğraştırıyorsunuz?"
Anında gelen cevabından anladım ki, bu çoktan aile meclisinde karara bağlanmıştı.
"Çünkü kralın oğlunu doğuran sensin," dedi tereddüt etmeden. "Bessie Blount'un piçi
Richmond Dükü olduysa bizim Bebek Henry'mizin talep edebileceği çok şey var demektir.
Carey'le olan evliliğini bozmamız çocuk oyuncağı, sonra bozulacak olan şey de kraliçenin
evliliği. Kralın seninle evlenmesini bekliyoruz. Sen doğum döşegindeyken Anne diğer
tuzağımızdı. Ama servetimizin tümünü sana ya-tırıyoruz."
Bir an sevinçle karşılık vermemi beklercesine sustu. Ben ağzımı açmayınca konuşmasına
devam etti ama bu sefer biBOLEYN KIZI ¦ 243
raz daha katıydı. "O yüzden toparlan, haydi. Hizmetçiler saçını tarayıp seni sıkıca bir korseye
soksun."
"Hasta olmadığım için yemeğe inebilirim," dedim neşesiz neşesiz. "Kanamanın önemsiz
olduğunu söylüyorlar, belki gerçekten öyledir. Kralın yanına oturup şakalarına gülebilirim, bize
şarkı söylemesini isteyebilirim. Ama içim gerçekten mutlu olmaz. Beni biraz anlayabiliyor
musun, anne? Kendi kendimi artık mutlu edemiyorum.'İçimdeki o sevinci kaybettim.
Kaybettim. Ve benden başka kimse bunun nasıl bir his olduğunu, ne berbat bir his olduğunu
bilmiyor."
Sert, kararlı bir bakışla gözlerini bana dikti. "Tebessüm et," diye emretti.
Dudaklarımı gülümser gibi gerdim, gözyaşlarının birikmeye başladığını hissettim.
"Fena değil," dedi. "Öyle kal. Çocuklarını görmen için birtakım düzenlemeler yapacağım."
Dayım yemekten sonra odama geldi. Hoşnut hoşnut etrafına bakındı, doğum odasından sonra
ne zengin bir yerde barındırıldığımı daha önce görmemişti. Kraliçenin odası kadar büyük bir
özel odam, bana eşlik etmeleri için emrime verilmiş dört kadın vardı. Bir çift şahsi hizmetçim
ve bir uşağım vardı. Kral emrime özel bir müzisyen vermeye söz vermişti. Özel odamın
arkasında Anne'le paylaştığım yatak odam ve canım istediğinde okumak ve yalnız kalmak için
kullanabileceğim küçük bir odam daha vardı. Çoğu günümü orada geçiriyor, kapıyı sıkıca
kapatıp kimse görmeden kana kana ağlıyordum.
"Sana iyi bakıyormuş," dedi dayım.
244 ¦ Philippa Gregory
"Evet, Howard Dayı," dedim kibarca. "Annen bebeklerine hasret kaldığını söyledi." Gözlerime
dolan yaşlan durdurmak için dudaklarımı ısırdım.
"Tanrı aşkına neden böylesin?" "Bir şey yok," diye fısıldadım. "Gülümse o zaman."
Annemi tatmin eden yüzün aynısını ona yaptım, dayım kaba kaba bana baktı, sonra başıyla
onayladı. "Fena değil. Oğlanı doğurdun diye boş boş ve şımarık şımarık oturabileceğini sanma.
Sen bir sonraki adımı atmadıkça bebek hiçbir işimize yaramaz."
"Benimle evlenmesini sağlayamam," dedim alçak sesle. "Hâlâ kraliçeyle evli."
Parmaklarını şaklattı. "Yüce Tanrım, kadın, senin gözün etrafını görüyor mu? Bunun artık hiçbir
önemi yok. Kadının yeğeniyle neredeyse savaşa girmek üzere. Fransa, Papa ve Venedik'le
İspanyollara karşı ittifak hazırlığında. Cahil misin? Bunlardan haberin yok mu?" Başımı iki yana
salladım.
"Böyle şeyleri takip etmeyi iş edinmelisin," dedi sertçe. "Anne hep bilir. Yeni ittifak İspanya
Kralı Charles'a karşı savaşacak ve eğer yenmeye başlarlarsa Henry de onlara katılacak. Kraliçe
şu anda bütün Avrupa'nın düşmanının teyzesi. Artık kralın üzerinde hiçbir etkisi yok. Bir
paryanın teyzesi o."
İnanamayarak başımı iki yana salladım. "Daha yeni Pa-via zaferiyle bütün ülkenin
kurtarıcısıydı."
Parmaklarını şaklattı. "Unutulup gitti. Şimdi sana dönelim. Annen iyi olmadığını söyledi?"
BOLEYN KIZI ¦ 245 :
Durakladım. Dayıma açılmak gibi bir olasılığım tabii ki yoktu. "İyiyim."
"Tamam, bu hafta sonuna kadar kralın yatağına geri dönmen gerek, Mary. Ya bunu yaparsın,
ya da çocuklarını bir daha asla göremezsin. Beni anladın mı?"
Bu acımasız pazarlık karşısında nefesimi tuttum. Baykuş suratını bana çevirip kapkara
gözleriyle bana baktı. "Daha ucuza parmağımı bile kımıldatmam."
"Çocuklarımı görmekten beni alıkoyamazsınız," diye fısıldadım.
"Sen öyle san."
"Ben kralın gözdesiyim."