Test Drive | Página 182

serilmişti. Ortalık bir kraliçenin odasından ziyade bayram gününde Manifaturacılar Çarşısına benziyordu. Bir an aklıma ev idaresinde oldukça tutumlu olan Kraliçe Katilerine geldi. İpeklerin, kadifelerin, altın rengi kumaşların böyle pervasızca ortalığa saçılışını görse herhalde beyninden vurulurdu. "Ekimde Calais'ye gidiyoruz," dedi Anne, iki fermeneci üzerine sardığı kumaşı katlarından iğnelerken. "Sen de yeni elbiseler sipariş etsen iyi olur." Durakladım. "Ne?" diye yapıştırdı hemen. Tüccarlarla nedimelerin önünde konuşmak istemiyordum ama görünüşe bakılırsa başka alternatifim yoktu. "Yeni elbiselere gücüm yetmiyor," dedim alçak sesle. "Kocam beni nasıl bıraktı biliyorsun, Anne. Ondan sadece azıcık bir maaş, bir de babamın verdiği parayı alıyorum." "Babam öder," dedi kendinden emin. "Dolabıma git ve eski kırmızı kadife elbisemle gümüş iç etekliği olan elbisemi çıkar. Onları kendine göre yaptırabilirsin." 496 ¦ Philippa Gregory Yavaşça özel odasına gidip kıyafetlerle dolu bir sürü dolabın birinin ağır kapağını açtım. Bana eliyle fermenecilerden birini işaret etti. "Bayan Clo-velly elbiseleri bozup sana yenilerini yapabilir," dedi. "Ama mutlaka modaya uygun olsun. Fransız sarayı hepimizi şık görsün istiyorum. Kimsenin pasaklı ve İspanyollar gibi olmasını isterriiyoaım." Kadının önüne gidip ölçümü aldırdım. Anne şöyle bir etrafa bakındı. "Hepiniz gidebilirsiniz," dedi aniden. "Bayan Clovelly ve Bayan Simpter hariç hepiniz gidin." İnsanlar odayı boşaltana dek bekledi. "Gittikçe işler kötüye gidiyor," dedi epey bir alçak sesle. "Bu yüzden eve erken döndük. Neredeyse hiç yolculuk edemedik. Gittiğimiz her yerde bir olay çıktı." "Olay mı?" "İnsanlar bağıra bağıra bana isimler yakıştırdı. Köylerin birinde yarım düzine erkek toplanıp beni taşladı. Hem de kral yanı basımdayken!" "Kralı da mı taşladılar?" Evet, anlamında başını salladı. "Hatta minik bir kasabaya giremedik bile. Kasabanın meydanında ateş yakmış kuklamı yakıyorlardı." "Kral ne dedi?" "Önce öfkeden köpürdü, askerleri çağırıp onlara bir ders vermeyi düşündü ama bütün kasabalarda durum aynıydı. Sayıca çok fazlalar. Ayrıca insanlar kralın askerleriyle savaşmaya başlarsa ne yaparız? O zaman ne olur?" Fermeneci kalçama hafifçe dokunarak beni çevirdi. Onun istediği şekilde döndüm ama ne yaptığımın farkında bile değildim. Ben Henry'nin huzur dolu hükümdarlığında BOLEYN KIZI ¦ 497 yetişmiştim, İngiliz insanlarının krallarına karşı gelmesini sindiremiyordum. "Dayım ne diyor?" "Tanrıya şükür, korkacak tek düşmanımız Suffolk Dükü çünkü insanlar kralı taşlamaya başladı mı hemen ardından iç savaş başlar diyor." "Suffolk düşmanımız mı?" "Alenen ilan etti," dedi lafı uzatmadan. "Bana krala önce kiliseye mal oldun, şimdi de ülkesini mi kaybettireceksin, dedi." Bir kez daha döndüm, sonra fermeneci dizüstü çöküp başıyla ölçüleri onayladı. "Bu elbiseleri alıp yeni bir modelde dikeyim mi?" diye sordu fısıltıyla. "Evet, alabilirsin," dedim. Kumaşlarıyla dikiş çantasını toparlayıp odadan çıktı. An-ne'in elbisesini bastıran terzi son ilmeği atıp ipi kopardı. "Tanrım, Anne," dedim. "Gerçekten her yer böyle miydi?" "Her yer," dedi asık suratla. "Köylerin birinde bana arkalarını döndüler, başka birinde beni ıslıklad