"Yüce Tanrım, onu kim suçlayabilir ki?" diye haykırdı Anne kuvvede. "Ben olsam bütün gece
kulağıma fısıldadıklarını dinlemek yerine bir fareyle uyumayı tercih ederdim. Git haydi Jane
Parker, o bozuk ağzınla sapık beynini de kendinle birlikte ait olduğu yere taşı. Mary'yle ben
dans edeceğiz."
Neredeyse Fransız delegeleri gider gitmez, sanki sessizlik ve gizlilik olmasını bekliyonnuş gibi,
Kardinal Wolsey gizli bir hukuk heyeti oluşturup şahitler, infazcılar ve sanıkları topladı. Tabii ki
kendisi yargıçtı. Böylece Wolsey, sadece talimatlara değil prensiplere göre davranıyor olacaktı.
Böylece kral tarafından istenmiş değil, Papa tarafından emredilmiş bir boşanma izni çıkacaktı.
Şaşırtıcı bir biçimde Wolsey'nin mahkeme heyeti gizli kaldı. Kayıklarla sessizce nehrin
aşağısına, Westminister'a gidenler dışında kimsenin bundan haberi olmadı. Ne ailenin
menfaatleri için her an tetikte olan Annemin, ne casusların casusu Howard Dayımın. Ne kralın
yatağını ısıtan ben, ne de Anne, kralın güvenine layık görüldük. Daha da önemlisi, kraliçenin
bile bundan haberi olmadı.
Çünkü Wolsey'nin Westminister'daki gizli mahkemesinin görevi, ölen ağabeyi Arthur'un karısını
kanunlara aykırı olarak kendine eş aldığı için Henry'nin kendisini yargılaBOLEYN KIZI ¦ 309
nıaktı. Bu öyle komik bir suçlama, dava öyle akıl dışı bir davaydı ki, üyeler her yemin
edişlerinde, kralları kendi fi-nans bakanı tarafından suçlandığı için pişmanlıkla boynu eğik her
önlerinden geçip sanık yerinde dikildiğinde kendilerini çimdikliyor olmalılardı. Henry ağabeyinin
karısıyla papalığın yanlışlıkla verdiği ayrıcalıklı izne dayanarak evlendiğini itiraf etti. O sırada ve
daha sonrasında 'vahim endişelerle' boğuştuğunu söyledi. Wolsey gözünü bile kırpmadan bu
meselenin papanın elçisine, yani kendisine bırakılması gerektiğini emretti, kral bunu uygun
gördü, bir avukat ismi bahşedip sonraki davalardan çekildi. Mahkeme heyeti üç gün ara verdi,
sonra ölen bir ağabeyin e