Gerçi vize ve eğitim masraflarım için Toprak’tan borç almak zorunda kalmıştım
ama… Eh, arkadaşlar da bunun için vardır, değil mi?
Siz şimdi soracaksınız, “Bu Toprak da kim?” diye. Toprak, benim çocukluğumdan
beri en yakın arkadaşım. Çok ama çok zengin bir ailenin tek oğlu…
Onun için para hiç sorun olmadı. Benim bodyguard’lık okuluna gitmek istediğimi
öğrendiğinde de sağ olsun, yardımlarını hiç eksik etmedi. Gerçi şimdi düşünüyorum da,
bütün bu yardımların sebebi sadece arkadaşça hisler değilmiş.
Neyse, konuyu yine dağıttım. Nerede kalmıştık? Ha! Biz Amerika’ya gidip−tabii
ailemden
habersiz,
çünkü
babamın
beni
havaalanında
tutuklatmasından
korkuyordum−üç aylık bir eğitim sürecini ardımızda bıraktıktan sonra, benim özgür kız
modundaki hayatım da, babamların kaldığım yurdun kapısına dayanmasıyla son buldu.
Tanrım, şimdi hatırladıkça kendi kendime gülüyorum.
“Senin attığın her adımdan haberim var, küçük hanım! Beni atlatabileceğini mi
sanmıştın yoksa?” demişti.
Elbette babam, evin kapısını çarptığım andan itibaren beni takip ettirtmiş ve her
adımımı izletmişti. Ne diyebilirim ki? Eğer babanız eski bir ajan ise, kesinlikle özel
hayatınız ya da sırlarınız olamıyor.
“Senin Toprak’la birlikte olduğunu bilmeseydim, değil ülkeden çıkmana, sokaktan
çıkmana bile izin vermezdim!” derken işaret parmağını sallamış, sonra da beni kollarına
alıp sımsıkı sarılmıştı. Canım babam!
Yurtdışı eğitimimin bundan sonraki kısmı, aile desteği ve gözetmenliğinde iki yıl
sürdü. Ardından yabancı dilimi de geliştirmiş olarak yurda kesin dönüş yaptım. Ve şimdi
Bunca yıl sonra seçtiğin meslekten şikâyetçi misin? diye sorarsanız, kesinlikle asla derim!
İyi ki gitmişim. Çünkü anladım ki, ben kesinlikle hareket ve adrenalin insanıyım.
Herhalde bu işi yapmasaydım, ya şuursuzca bir yerlerde yamaç paraşütüyle atlarken, ya
da bungee jumping yaparken bir taraflarımı kırıp, kafamı patlatarak ölüp gidecektim. En
azından şimdi, bunların nasıl yapıldığını bildiğimi gösteren bir diplomam var. Ne kadar
da akıllıyım ya!