Hickey arkasını döndü. "Goodsir, ona acısını dindirecek bir Ģey ver."
Cerrah baĢıyla onayladı. KonuĢunca sesi zayıf, gergin ve kuru çıktı: "Yanımda bir
ĢiĢe Dover Tozu var. Bir çeĢit koka bitkisinden yapılıyor. Buna bazen kokain derler. Ona
bunu vereceğim. Ġsterseniz hepsini vereyim. Biraz adamotu, afyon tentürü ve morfin de
veririm. Bu acısını dindirecektir." Çantasına uzandı.
Hickey silahını kaldırdı, cenahın sol gözüne niĢan aldı. "Eğer Magnus'u daha kötü
yapacak bir Ģey vereceksen, hele bir de çantandan ilaç yerine neĢter çıkaracak olursan,
lanet olası Ġsa adına yemin ederim ki seni hayalarından vurur, onları yediririm s'ana.
Anlıyor musun, doktor?"
"Anlıyorum," dedi Goodsir. "Eylemlerimi Hipokrat yemini altında gerçekleĢtiriyorum."
Bir ĢiĢe ve bir kaĢık çıkardı, bunun üzerine az miktarda morfin sıvısı koydu. "Bunu iç," dedi
dev adama.
"TeĢekkür ederim, Doktor," dedi Magnus ManĢon. Ses çıkararak içti.
'Cornelius!" diye bağırdı Thompson ileriyi iĢaret ederek. Crozier yerinde yoktu. Kan
izleri buz bacalarına doğru gidiyordu.
"Ah, lanet olsun," dedi kalafatçı yardımcısı iç çekerek. "Bu bok herif boyundan
büyük sorunlar çıkarıyor. Dickie, silahını yeniden doldurdun mu?" Hickey bu soruyu
sorarken kendi tabancasını dolduruyordu.
"Evet," dedi Aylmore tüfeğini doğrultarak.
"Thompson, getirdiğim diğer tüfeği al, cerrah ve Magnus'la beraber burada kal. Eğer
doktor hoĢuna gitmeyecek bir hareket yaparsa, hayalarını havaya uçur."
Thompson baĢıyla onayladı. Golding kıkırdadı. Hickey'in elinde tabanca, Golding ve
Aylmore'un ellerinde tüfekler, ayın aydınlattığı buza doğru ilerlediler ve sonra, tek sıra
halinde, dikkatli bir biçimde buz bacası ve gölge dolu ormana daldılar.
"Burada onu bulmak zor olabilir," diye fısıldadı Aylmore karanlığı buz bacaları
arasındaki boĢluklardan geçerek delen ay ıĢığı altında.
"Sanmıyorum," dedi Hickey, buz blokları arasında siyah noktalı telgraf mesajı gibi
uzanan kan izlerini göstererek.
"Elinde hâlâ tabancası var," diye fısıldadı Aylmore buz bacaları arasında dikkatle
ilerlerken.
"Onun da tabancasının da canı cehenneme," Hickey botlarıyla buzda biraz kayarak
ilerlerken.
Golding yüksek sesle kıkırdadı. "Onun da tabancasının da canı cehenneme," diye
tekrarladı neĢeli bir sesle.
Kan izleri on iki metre ötedeki siyah polinidda bitiyordu. Hickey ileri doğru fırladı ve
aĢağı baktı. Ġki buçuk metre derinliğindeki kuyunun yan tarafında yatay kan izleri dikey kan
izlerine dönüĢmüĢtü. Oradan suya girmiĢ olmalıydı.