Artık YüzbaĢı, çadırdan her dıĢarı çıktığında yanına silahlarını alıyordu - her zaman
olduğu gibi sağ cebinde bir revolver, sol cebinde iki atımlık, çift namlulu (yıllar önce
kendisine satanların "kumarbazın göbeğinde sakladığı tabanca" adını verdikleri) tabanca
duruyordu. Hickey, Aylmore ve aptal dev ManĢon gibi ne yapacağı belli olmayan adamlarla
kaldığı sırada Couch, Des Voeux, Johnson ve birkaç kiĢinin daha oluĢturduğu en güvendiği adamları baĢka yere gönderme hatasını bir daha tekrarlamayacaktı. Francis
Crozier, bir ay önce Hastane Kampı'nda neredeyse isyanla sonuçlanacak olaydan sonra
Teğmen George Henry Hodgson'a, üst güverteden sorumlu çavuĢ Reuben Male'e ya da
Erebus'un direklerinden sorumlu Robert Sinclair'e güvenmiyordu.
Kurtarma Kampının görünümü iç bunaltıcıydı. Ġki haftadır gökyüzü sonsuz, alçak
bulut kütleleri ile kaplıydı ve Crozier dürbününü kullanamıyordu. Rüzgâr yine kuzeybatıdan
esmeye baĢlamıĢtı; hava iki aydan beri bu kadar soğuk olmamıĢtı. Güneyle-rindeki boğaz
atı bir buz kütlesiydi ama çok, çok önce TerôYden Terör Kampı'na yaptıkları yolculukta
karĢılaĢtıkları basınç sırtla-rıyla dolu düz bir buz değildi bu. Kral William Adası'nın güneyindeki boğazı kaplayan buz devasa, parçalanmıĢ buzdağları, onları çapraz kesen basınç
sırtları, buz seviyesinin üç metre altındaki kara suyu gösteren ama hiçbir yere çıkmayan
polinia'lav, jilet gibi keskin buz bacalan ve buz yığınları ile doluydu. Crozier —dev ManĢon
dahil- Kurtarma Kampı'ndaki hiçbir tayfanın buz ormanı ve dağ büyüklüğünde buzlar
arasından tek bir tekneyi bile çekebileceğine inanmıyordu.
Bütün gün ve gece duydukları hırıldamalar, patlamalar, kırılmalar ve kükremeler tek
umutlarıydı artık. Buz hareket ediyor, kendi kendine iĢkence yapıyordu. Zaman zaman,
uzak yerlerde saatler boyu devam eden küçük su birikintileri görülüyordu. Sonra bu
birikintiler aniden kapanıyordu. Birkaç saniye içinde on metrelik basınç sırtları bitiyordu
yerden. Saatler sonra bunlar çöküyor, yerine baĢkaları çıkıyordu. Çevrelerinde onları
sıkıĢtıran buz yüzünden buzdağları patlıyordu.
Sadece 13 Ağustos'tayız dedi Crozier kendi kendine. Tabii böyle düĢünmek, sadece
13 Ağustos demek mevsimin değiĢmesine az kaldığını unutturmuyordu ona. 13 Ağustos
olmuĢtu bile. KıĢ yaklaĢıyordu. Eylül 1846'da Erebus ve Terör Kral William topraklarında
buza saplanmıĢlardı; o zamandan bu yana olumlu bir olay olmamıĢtı.
Sadece 13 Ağustos 'tayız diye tekrarladı Crozier kendi kendine. Küçük bir mucize
gerçekleĢse, bu süre, boğaz boyunca yelken açıp, muhtemelen buzla kaplı küçük alanları
geçtikten sonra tekrar denize ulaĢıp Back Nehrine ulaĢmak için katetmeleri gereken yüz
yirmi kilometreyi aĢmalarına yetecekti. Daha sonra tekneleriyle nehir boyunca
ilerleyebilirlerdi. ġansın da yardımıyla önlerindeki buzun ötesindeki koydaki en az yüz
kilometre boyunca buzlar çözülmüĢ olurdu - çünkü Back Nehri kuzeye doğru akıyor ve
kaçınılmaz olarak sıcak suları da beraberinde getiriyordu. Nehir