Doktor yaĢlı adamın elini iki eliyle sıktı, "HoĢça kal Bridgens."
Bridgens kampın kuzeydoğusuna doğru yürüyüp nehir vadisinden yukarı doğru
tırmandı. GüneĢ akĢam saat on civarında batıyordu; ama Bridgens hava kararana kadar
yürümeme kararı almıĢtı. Nehir kampından beĢ kilometre uzakta kuru bir kaya görmüĢ ve
oraya oturup cebindeki çöreği yemiĢti. Bu bayat çörek hayatında tattığı en lezzetli yemekti.
Yanına su almadığı için yerdeki kardan ağzına atıp eriterek içti. Günbatımı çok güzeldi. Gri
bulutlarla gri çakıllar arasına oturan turuncu güneĢ Odysseus'un zevkle izleyeceği türden
bir manzaraydı; ama Kral Lear'ın değil.
Hava sıcaklığı hızla düĢüyordu. Birazdan rüzgâr esmeye baĢlardı. Gece olmadan
uyuması gerekiyordu. Elini cebine atıp içindeki üç Ģeyi çıkardı. Ġlki, Bridgens'ın en az otuz
yıldır kullandığı elbise fırçasıydı. Ona dokundu ve baĢka kimsenin sebebini anlayamayacağı biçimde gülümsedi. Fırçayı diğer cebine koydu.
Ġkincisi Harry Peglar'ın tarağıydı. Tarağın diĢlerinde hâlâ Peg-lar'ın saç telleri
dunıyordu. Briclgens tarağı sıkıca tuttu ve sonra onu da elbise fırçasının yanına koydu.
Üçüncü Ģey de Peglar'ın defteriydi. Sayfalarını karıĢtırdı.
Ab, ölüm, dikenin nerede, Ģüphe duyanlar için, Comfoıl Körfezi'ndeki bu mezarda...
d id i boyacı.
Briclgens kafasını salladı. Sondan bir önceki kelime "dedi" olacaktı. Bridgens
Peglar'a okuma öğretmiĢ; ama yazmayı öğreteme-miĢti. Ona göre Harry Peglar
yeryüzündeki en zeki insanlardan biriydi; ama beyin loplarındaki bir sorun yüzünden olsa
gerek, hecelemeyi baĢaramıyordu.
Bridgens bir kez daha gülümsedi. Defteri ön cebine koydu; çünkü yüzüstü yatarken
leĢ yiyicilerden onu ancak bu Ģekilde koruyabilirdi. Yakasını kaldırdı, Ģapkasını aĢağı çekti.
Hava epey soğumuĢtu ve rüzgâr çıkmak üzereydi. Vücudunu uyku pozisyonuna soktu.
Günün son ıĢıkları da kaybolduğunda Briclgens uykuya dalmıĢtı.