Test Drive | Page 134

Peki o halde neden, diye düĢündü Crozier, Tanrı'nın bu iki Ģeridin belki de en verimli ve en yeĢil yerine yerleĢtirdiği Ġngiltere gibi bir ulus gemilerini ve adamlarını Kuzey ve Güney Kutbu'nun en ucuna, kürk giyen vahĢilerin bile gitmek istemediği bu yerlere göndermekte ısrar eder? Belki de bundan da önemli bir soru sordu kendine: Francis Crozier neden tekrar tekrar bu korkunç yerlere geliyor, yeteneklerine ve insan olarak kendisine hiçbir değer vermemiĢ bir ulusa ve subaylarına hizmet ediyordu? Hem de kalbinin derinliklerinde bu kutup soğuğu ve karanlığında öleceğini bildiği halde? YüzbaĢı, daha küçük bir çocukken -on üç yaĢında denizlerde çalıĢmaya baĢlamadan önce- içindeki o derin, melankolik ruh halini soğuk bir sır gibi taĢıdığını hatırlıyordu. Bu melankolik doğası bir kıĢ gecesi kasabanın dıĢında cılız ıĢıkları gözlerken, saklanacak küçük yerler bulurken -Francis Crozier'in hiçbir zaman klostrofobi sorunu olmamıĢtı- kendini gösteriyordu. Crozier çocukken karanlıktan korkar, bunu annesini ve büyükannesini büyük bir hızla elinden alan ölüm meleği gibi görür ama bu korkusuna rağmen diğer çocuklar aydınlıkta oynarken o kilerde saklanırdı. Crozier o kileri hatırladı. Kilerin korkunç soğuğu, bu soğuğun ve küfün kokusu ve iç sıkıcı karanlık insanı karanlık düĢüncelere boğardı. Küçük bardağını tekrar doldurdu. Buz aniden büyük bir sesle inledi. Gemi de — buzun itmesiyle yerini değiĢtirmek isteyip de oraya yapıĢmıĢ olduğu için bunu yapamayınca buzunkine benzer bir inlemeyle karĢılık verdi. Daha fazla gerildi ve sesler çıkardı. En alt güvertedeki metal destekler kasıldı; çıkan sesler ateĢlenen bir tabancadan gelen seslere benziyordu. Ama geminin önündeki denizciler ve kıç tarafındaki subaylar horlamaya devam ettiler. Onları parçalamaya çalıĢan buzun sesine alıĢkınlardı. Yukarıdaki güvertede, eksi yetmiĢ derecede nöbet tutan subay, kan dolaĢımını harekete geçirmek için ayaklarını yere vuruyordu. Buna yaparken çıkardığı ses, yorgun bir babanın çocuğuna sakin olmasını söylemesi gibi, gemiyi avutuyordu sanki. Crozier, Sophia Cracroft'un bu gemiye gelmiĢ olduğuna, tam bu kamarada ayakta durduğuna, kamaranın ne kadar düzenli, ne kadar özenli, hoĢ ve kitaplarla dolu olduğunu söylediğine, ıĢıklandırma sistemi sayesinde oluĢan aydınlığı ne kadar hoĢ bulduğuna inanamıyordu. Bundan tam olarak yedi yıl önce, Kasım 1840'ta, Güney yarımkürede ilkbahar yaĢanırken Crozier Ģimdiki gemilerle -Erebus ve Terör'e Antarktika'ya gitmek üzere Avustralya'nın güneyindeki Van Diemen Adası'na gelmiĢti. Sefer, Crozier'ın arkadaĢı ama komuta kademesinde onun üstü olan Kaptan James Ross tarafından yönetiliyordu. Antarktika'ya doğru yola çıkmadan önce Hobart Town'a gelip son erzaklarını almıĢlardı. Adanın valisi Sör John Franklin, iki genç subayın -Kaptan Ross ve YüzbaĢı Crozier'ın— orada bulundukları süreyi Valilik Binası'nda geçirmeleri için ısrar etmiĢti. Harika zaman geçirmiĢlerdi ama bu ziyaret Crozier için romantik anlamda ölümcül oldu. Orada bulundukları sürenin ikinci gününde gemilerin teftiĢini bitirmiĢlerdi. Gemileri temiz, onarılmıĢ ve erzakla doluydu. Genç tayfalar tıraĢlıydılar ve iki yıllık Antarktika