Peki o halde neden, diye düĢündü Crozier, Tanrı'nın bu iki Ģeridin belki de en verimli
ve en yeĢil yerine yerleĢtirdiği Ġngiltere gibi bir ulus gemilerini ve adamlarını Kuzey ve
Güney Kutbu'nun en ucuna, kürk giyen vahĢilerin bile gitmek istemediği bu yerlere
göndermekte ısrar eder?
Belki de bundan da önemli bir soru sordu kendine: Francis Crozier neden tekrar
tekrar bu korkunç yerlere geliyor, yeteneklerine ve insan olarak kendisine hiçbir değer
vermemiĢ bir ulusa ve subaylarına hizmet ediyordu? Hem de kalbinin derinliklerinde bu
kutup soğuğu ve karanlığında öleceğini bildiği halde?
YüzbaĢı, daha küçük bir çocukken -on üç yaĢında denizlerde çalıĢmaya
baĢlamadan önce- içindeki o derin, melankolik ruh halini soğuk bir sır gibi taĢıdığını
hatırlıyordu. Bu melankolik doğası bir kıĢ gecesi kasabanın dıĢında cılız ıĢıkları gözlerken,
saklanacak küçük yerler bulurken -Francis Crozier'in hiçbir zaman klostrofobi sorunu
olmamıĢtı- kendini gösteriyordu. Crozier çocukken karanlıktan korkar, bunu annesini ve
büyükannesini büyük bir hızla elinden alan ölüm meleği gibi görür ama bu korkusuna
rağmen diğer çocuklar aydınlıkta oynarken o kilerde saklanırdı. Crozier o kileri hatırladı.
Kilerin korkunç soğuğu, bu soğuğun ve küfün kokusu ve iç sıkıcı karanlık insanı karanlık
düĢüncelere boğardı.
Küçük bardağını tekrar doldurdu. Buz aniden büyük bir sesle inledi. Gemi de —
buzun itmesiyle yerini değiĢtirmek isteyip de oraya yapıĢmıĢ olduğu için bunu
yapamayınca buzunkine benzer bir inlemeyle karĢılık verdi. Daha fazla gerildi ve sesler
çıkardı. En alt güvertedeki metal destekler kasıldı; çıkan sesler ateĢlenen bir tabancadan
gelen seslere benziyordu. Ama geminin önündeki denizciler ve kıç tarafındaki subaylar
horlamaya devam ettiler. Onları parçalamaya çalıĢan buzun sesine alıĢkınlardı. Yukarıdaki
güvertede, eksi yetmiĢ derecede nöbet tutan subay, kan dolaĢımını harekete geçirmek için
ayaklarını yere vuruyordu. Buna yaparken çıkardığı ses, yorgun bir babanın çocuğuna
sakin olmasını söylemesi gibi, gemiyi avutuyordu sanki.
Crozier, Sophia Cracroft'un bu gemiye gelmiĢ olduğuna, tam bu kamarada ayakta
durduğuna, kamaranın ne kadar düzenli, ne kadar özenli, hoĢ ve kitaplarla dolu olduğunu
söylediğine, ıĢıklandırma sistemi sayesinde oluĢan aydınlığı ne kadar hoĢ bulduğuna
inanamıyordu.
Bundan tam olarak yedi yıl önce, Kasım 1840'ta, Güney yarımkürede ilkbahar
yaĢanırken Crozier Ģimdiki gemilerle -Erebus ve Terör'e Antarktika'ya gitmek üzere
Avustralya'nın güneyindeki Van Diemen Adası'na gelmiĢti. Sefer, Crozier'ın arkadaĢı ama
komuta kademesinde onun üstü olan Kaptan James Ross tarafından yönetiliyordu.
Antarktika'ya doğru yola çıkmadan önce Hobart Town'a gelip son erzaklarını almıĢlardı.
Adanın valisi Sör John Franklin, iki genç subayın -Kaptan Ross ve YüzbaĢı Crozier'ın—
orada bulundukları süreyi Valilik Binası'nda geçirmeleri için ısrar etmiĢti.
Harika zaman geçirmiĢlerdi ama bu ziyaret Crozier için romantik anlamda ölümcül
oldu.
Orada bulundukları sürenin ikinci gününde gemilerin teftiĢini bitirmiĢlerdi. Gemileri
temiz, onarılmıĢ ve erzakla doluydu. Genç tayfalar tıraĢlıydılar ve iki yıllık Antarktika