Test Drive | Página 5

“Ne oldu?” diye sordum şüpheci bir tavırla. “Jake Wethers,” dedi, resmen adını mırıldanmıştı. Bütün neşem kaçtı. Hafif bir iç çektim. Jake Wethers, dünyadaki en büyük rock yıldızlarından biriydi; son zamanların en başarılı rock gruplarından The Mighty Storm’un vokalisti. Aynı zamanda bir zamanlar benim de en yakın arkadaşımdı. Komşu olarak büyüdük. Okula birlikte gittik, her şeyi birlikte yaptık, ta ki o, on dört yaşında ailesiyle birlikte Amerika’ya taşınana kadar. Resmen hayatımın aşkıydı, tabii ki bunu kendisi bilmiyordu ve o gittiğinde ben yıkılmıştım. Jake’in içinde yer almadığı tek bir çocukluk hatırası hatırlamıyorum. Ailesiyle birlikte binlerce kilometre uzağa taşındığında, iletişimimizi koparmayacağımıza yemin etmiştik. Ama bu on iki yıl önceydi; çocukların internette gezinmediği ya da cep telefonu taşımadığı zamanlarda. O tip şeyler tamamen yetişkinler içindi, çoğunlukla da Jake’in ya da benim aileminkinden daha fazla paraya sahip olanlar için. Birbirimize yazdık, birkaç garip telefon konuşması yaptık ve sonra onun aramaları kesildi ve mektuplarda tamamen kesilene kadar giderek seyrekleşti. Ona bir süre daha yazmaya devam ettim ama hiç cevap alamadım ve böylece ben de pes ettim. Jake Wethers yüzünden kalbim uzunca bir süre kırık kaldı. Pekâlâ, dürüst olmam gerekirse onu gerçekten tam olarak unuttuğumu söyleyemem sanırım. Ve altı yıl öncesine kadar, Jake’in ne sesini duymuş ne de onu görmüştüm… Üniversiteye başlayalı iki yıl olmuştu, şu an hâlâ en yakın arkadaşım olan Simone ile aynı daireyi paylaşıyorduk ve o, o zamanlar yayınlanan bir cumartesi gecesi müzik programını seyrediyordu. Ben de çoğu gün olduğu gibi evde akşamdan kalma bir hâlde mutfaktan salona elimde bir kahveyle geliyordum ki işte oradaydı, Jake, televizyonda, gözlerini dikmiş bana bakıyordu. Tabii ki büyümüştü, biraz daha farklı görünüyordu, ama yine de tıpkı eskisi gibiydi. İki elimle ağzımı kapattım, elimdeki fincanın yere düşmesiyle içinde kahve yer yere saçılmıştı, ama umurumda değildi. Orada ayakta durmuş, ekrana kilitlenmiş bir hâlde grubuyla şarkı söylemesini seyrediyordum. Hızla yükselen yeni müzik grubu The Mighty Storm’u duymuştum. Hatta şarkılarını radyoda dinlemiştim, ama grup üyelerinin şimdiye kadar hiç fotoğraflarını görmemiştim. Simone, salonumuzu neden kahveyle kapladığımızı cidden merak etmişti, bu yüzden oturdum ve ona Jake ile olan geçmişimizi anlattım. Sonrasında da ikimizde hızla benim odama giderek bilgisayarımda Google’a girdik. Jake’in bir müzisyen olması son derece mantıklıydı. Müziği en az benim kadar severdi. Sesinin güzel olduğunu biliyordum ama ne kadar harika bir şarkıcı olabileceğini asla aklıma getirmemiştim. Yıllar içinde Jake’in kariyerini takip ettim. Stratosferik seviyelere çıkışını izledim. Ve aynı zamanda tabii ki düşüşlerini de… Tabii ki hâlâ onu önemsiyordum; hayatımın büyük bir kısmında benim en yakın arkadaşımdı. Her şeyi paylaşmıştık. Ama artık ona âşık değildim. Bu yıllar öncesinde kalmıştı. Ve zaten, henüz sadece bir genç