kendimi bildim bileli demeliyim- bu yana değişmeden
devam ediyordu. Küçük ablam Defi'yle aramda üç yaş,
büyük ablam Lelis'le de beş yaş vardı. Onlar hep iki
çocuğun yettiğini, neden bir üçüncüye gerek
duyduklarını düşünerek, sürekli annem ve babamla
tartışacak kadar olayı büyüten insanlardı. Neden
benden bu kadar nefret ettiklerini hâlâ anlamış değilim.
Bir gün beni sevebilmeleri umudunu yitirmesem de o
günün gelmeyeceği apaçık ortadaydı.
“Hadi.” dedi babam tabağıma yumulmuş kara kara
düşünürken. “Hediyelerini aç Fegel.”
Kandırılmış bir çocuk edasıyla koltuktan fırlayıp
masanın üzerinde duran üç pakete kalp çarpıntılarıyla
yaklaştım. Birini babam almıştı, birini annem, diğerini
de ablalarım. Her zamanki gibi cimrilik yapmış ortak
hediye almışlardı, o bilindik hediye.
İlk önce babamın hediyesine yoğunlaştım, bu aralar
sayıkladığım telefonu alıp almadığını merak
ediyordum. Paketi sarmalayan şatafatlı jelatinler etrafa
dağılırken gözlerim daha da açılıp irileşti.
Ve zafer... Karşımda gıcır gıcır duran telefonu
gördüğüm an çığlıkla zıplayıp babama doğru koştum.
Üzerine atlayıp onu öpücük yağmuruna tutarken
ablalarımdan gelen olumsuz sesleri duymamaya da
büyük özen gösterdim. İki aydır bu telefonun hayaliyle
yatıp kalkıyordum. Büyük oranda iyileşme gösterdiğim
için annem de babam da çok mutlu olmuşlardı. Gölge
beni ziyaret etmeyeli uzun bir süre olmuştu. İlaçsız,
sadece terapiyle kurtulmaya çalıştığım bu hastalık kimi
zaman beni avuçlarının arasına alsa da ondan
kurtulmayı başarıyordum. Sonra bu tekrarlanıyordu.
5