AĞAÇLARA DOĞRU
Kumsal boyunca ilerleyen tahta iskelede koşuyorum;
rüzgâr ve kum kollarıma batıyor. Mesai sonrası bir saat
ve yol tamamen bana ait. Bir avuç sörfçü çalkantılı dalgalarla savaşıyor ve Williamsonlar her sabah ve öğle sonrası
yaptıkları gibi birbirleriyle uyumlu yürüyüş kıyafetleri ve
ortopedik ayakkabılarıyla kumsalda yürüyorlar. Kırlaşmış başları rüzgâra karşı öne eğilmiş ama hâlâ el eleler. Bu
bana kendimi her zamankinden daha da boş hissettiriyor.
Kara fırtına bulutları gökyüzünde hızla sürükleniyor.
Yan tarafımda palmiyeler sallanıp çatırdıyor. Koşmaya devam ediyorum, şehirden uzağa, yoldaki bir çatala doğru.
Ana patika kumsal boyunca devam ediyor. Daha küçük
bir yol ise yağmur ormanına doğru yönelip toprak zemine
dönüşüyor. Daha çatala varmadan, bunun bacağımı daha
fazla yoracağını bile bile, hangi yöne gideceğime karar veriyorum.
Acıyla yaşayabilirim. Yakın zamana kadar hiç koşamıyordum. Sonra koşabilir duruma geldim ama koşmak istemedim. Ama Maggie’yle bir bungalov paylaşmak ve her
gün onun koşu ayakkabılarını bağlayışını izlemek nihayet
7