TED Meşale Dergisi Haziran 2011 12. Sayı | Page 50
ve o gün tesadüfen Don Carlos operası var.
Guiseppe Verdi’nin en ağır operalarından biridir ya
da dört perdelik Madam Butterfly operası… Çocuk
çok sıkılıyor, operadan nefret ediyor. Öncelikle,
çocuk operaları yapılması, çocukların bu operalara
götürülmesi lazım. Müzikallerle başlayıp operetlerle
devam edip sonra da basit operalardan ağırlarına
doğru gitmek lazım.
Çoksesli müziği çocukların
hayatlarına sokmak lazım.
Ondan sonra çok şey farklı
olacak. Çoksesli müzik
demokrasi demek, çoksesli
düşünce demek, medeniyet
demek. Modern ülkelerle
aramızda ne fark var
dendiğinde işte bu var. Biz
daha demokratik olabiliriz. Bu
da çoksesli müzikle başlayabilir.
Çocuklara kesinlikle büyüdükleri ortamda klasik
müzik dinletmek gerekli; çünkü çoksesli müzik çok
önemli bu ülke için. Türkiye maalesef yurt dışında
hâlâ üçüncü dünya ülkesi olarak görülüyor. Bu
herhangi bir futbol takımının Avrupa’da şampiyon
olmasıyla değişmiyor ama bir opera topluluğunun,
Londra’da, New York’ta temsil yapmasıyla
değişebiliyor. Bunu Mustafa Kemal Atatürk çok iyi
biliyordu. O yüzden 1934’te Cumhuriyet’i kurduktan
çok kısa zaman sonra, Adnan Saygun’a opera
ısmarladı ve librettosunun yarısını kendi yazdı. Bu
çok ileri bir düşünce. Yine Mustafa Kemal Atatürk’ün
bir anısı vardır: Sofya’da askerî ataşeyken Carmen
48
Operası’na gidiyor ve inanılmaz heyecanla ve
mutlulukla girdiği operadan üzüntüyle ayrılıyor.
Yanındaki arkadaşına diyor ki, “Ben şimdi anladım
Balkan Savaşları’nı niye kaybettiğimizi. Daha onon beş sene öncesine kadar bizim yönetimimiz
altında olan bu adamları biz çoban olarak bilirdik.
Bak adamların bir opera binası var, opera oynuyorlar
ve çok medeni bir ortam sağlamışlar.” O yüzden
çoksesli müziği çocukların hayatlarına sokmak
lazım. Ondan sonra çok şey farklı olacak. Çoksesli
müzik demokrasi demek, çoksesli düşünce demek,
medeniyet demek. Modern ülkelerle aramızda ne
fark var dendiğinde işte bu var. Biz daha demokratik
olabiliriz. Bu da çoksesli müzikle başlayabilir.
Hakan Aysev:
Opera Sanatçısı, Tenor Hakan Aysev 1968
yılında Ankara’da doğdu. Eğitimine 1981 yılında
Ankara Devlet Konservatuvarı’nda başladı.
1988’de mezun olduktan sonra Viyana’ya gitti.
1990 yılında Viyana Devlet Operası’nın kadrolu
sanatçısı, bu sırada da Luciano Pavarotti’nin
öğrencisi oldu. Koblenz Devlet Operası’nda
birçok eserde rol aldı. 1995-1997 yılları arasında
Darmstadt Devlet Operası’nda majör rolleri
üstlendi. 1997’de Norveç’te Rigoletto, Fransa’da
Carmen operalarında sahneye çıktı. Sanatçı
bugüne kadar Düsseldorf, Texas, Basel, Bern,
Heilderberg operalarında da misafir sanatçı
olarak yer aldı. 2000-2002 yıllarında İzmir Devlet
Opera ve Balesi’nde Müdürlük ve Genel Sanat
Yönetmenliği yaptı. Hakan Aysev halen İstanbul
Devlet Opera ve Bale sanatçısı olarak görevini
sürdürmektedir. Albümleri, Aria ve Napolitenler
(2003), İnci Avcıları (2006) ve Böyle Aşk Olmaz
(2009)’dır.