TED Meşale Dergisi 40. Sayı | Page 30

İki merkez arasında bir Türk sanatçı: Burhan Doğançay
Modern sanatın merkezinin Paris’ ten New York’ a taşınması sürecinde iki şehirde de bulunmuş, Paris’ ten edindiği deneyimleri yeni dönemin getirdikleriyle birleştirerek dünya çapında üne kavuşmuş sanatçımız Burhan Doğançay 1929 yılında İstanbul’ da dünyaya gelir. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ ni bitirdikten sonra Paris’ teki Uluslararası Yüksek Öğrenim Enstitüsü’ nde siyaset bilimi ve iktisat okurken Académie de la Grande Chaumière’ de resim derslerine katılır. Akademinin öne çıkan özelliği, daha geleneksel kalıplarla eğitim veren ve yenilikçi genç sanatçılar üzerinde otorite baskısı kuran Paris Güzel Sanatlar Okulu’ nun aksine yeniliklere açık bir programı benimsemesidir. Doğançay, Paris yıllarında hem bu öncü akademide atölyeleri izler hem de müzeleri sıkça ziyaret ederek modern resmin son iki yüzyılına odaklanır. Savaştan önce pek çok yeni akımın doğuşuna ev sahipliği yapan, savaş sonrası dönemde yaralarını yine sanatla sarmaya çalışan Paris’ in kültürel ortamı Doğançay’ ın sanat kariyeri için sağlam bir temel oluşturur.
Doğançay, 1962’ de Turizm ve Enformasyon Müdürü olarak New York’ a atanır. Dünya Savaşı sonrası Amerika Birleşik Devletleri lehine değişen dengenin kendini en fazla hissettirdiği bu dönemde New York, yavaş yavaş sanatçıların çekim merkezi hâline gelir. Sanatta yeni akımlar, özellikle soyut dışavurumculuk, neo-dadaizm ve pop art gibi yirminci yüzyılın ikinci yarısına damgasını vuracak yaklaşımlar bu kentte filizlenir. Burhan Doğançay da böylesi bir dönemde, sanat gelişmelerinin merkezinde yaşamaya başlayan bir genç sanatçı olarak kamu görevi ile sanat kariyerini bir arada sürdüremeyeceğine kanaat getirir. Devlet memuriyetinden istifa ederek resim çalışmalarına ağırlık verir.
New York sokakları ve duvarları Burhan Doğançay’ ın bu kararı vermesinde birinci
derecede etkilidir. Bu dönemde kentin sokaklarında gördüğü katmanlı, yıpranmış, ilanlarla kaplanmış duvar yüzeyleri, Doğançay için yeni bir ifade biçimine ilham verir. Böylece ona dünya çapında şöhreti getirecek ve sanat dünyasına damgasını vurmasını sağlayacak Duvarlar serisinin kıvılcımları parlar. Sanatçı ilerleyen yıllarda verdiği bir röportajda duvarların kendisini ve sanat anlayışını nasıl etkilediğini anlatmak üzere New York 86. Sokak’ ta gördüğü bir manzaradan şöyle söz eder:“ Şu ana kadar gördüğüm en güzel soyut tabloydu. Bir posterin artıkları ile yüzeyinden gelen ve duvarda oluşan parça gölgelerinin desenleri vardı. Daha ziyade portakal renginde ve biraz da mavi ve yeşil ve de kahve rengindeydi. Ayrıca üzerinde, yağmur ve çamurla oluşmuş izler vardı.”
Doğançay’ ın duvarlara ilgisi sıradan bir gözlemle sınırlı değildir. Onun sanatında
14