TED Meşale Dergisi 40. Sayı | Page 29

Mark Rothko
kurumsallaşması sayesinde modern sanatın globalleşmesini sağlar. Bu, sanatın hem yaratıcı hem de ekonomik bir endüstri hâline dönüşümünün temelini oluşturur.
durup resme dalmasını ister. Jackson Pollock ise farklı bir yol izler. Tuvalini yere serer ve boyayı damlatarak resim yapar. Bu yöntemle resme doğrudan bedenini katar. Hareket, hız ve rastlantı onun sanatının temel unsurlarını oluşturur. Rothko içe dönerken, Pollock dışa taşar. İki sanatçı da soyut dışavurumculuğun farklı yönlerini temsil eder ve modern sanatın yönünü belirler. Özgürlüğü, bireyselliği ve yoğun duyguyu savunan soyut dışavurumculuk 1960’ lardan itibaren sanat piyasasına da damgasını vurur. Büyük boyutlu soyut dışavurumcu resimler Manhattan’ ın gözde mekânlarının duvarlarını süslemeye, modern sanat müzelerinde baş köşeye yerleşmeye başlar. Bu tabloları koleksiyona katmak dönemin öne çıkan koleksiyonerleri için bir prestij meselesi hâline gelir. Bunun sonucunda soyut dışavurumcu eserler astronomik fiyatlarla alıcı bulur.
Bir kırılma: Soyut dışavurumculuk
Resim sanatında hem estetik hem ekonomik açıdan kırılma noktası sayılan soyut dışavurumculuk akımı 1940’ lı yıllarda Amerika’ da doğar. Yüzyıl başında Paris’ te ortaya çıkan soyutlama eğilimi ile fovizm ve otomatizmin organik bir devamı sayılabilecek bu akım sanatçının iç dünyasını doğrudan tuvale yansıtmasını hedefler. Soyut dışavurumcu yapıtlarda biçimden çok duygu ön plandadır. Fırça darbeleri, renkler ve kompozisyonlar, sanatçının ruh hâlini doğrudan yansıtır. Figüratif anlatım veya nesnelerden soyutlanmış biçimler yerini tamamen soyut ifadeye bırakır.
Mark Rothko, bu akımın en güçlü isimlerinden biri olarak tanınır. Büyük boyutlu tuvallere yerleştirdiği yumuşak geçişli renk alanlarıyla duygusal bir atmosfer yaratır. Resimlerinde kırmızı, sarı, mor ve siyah gibi renkleri sıklıkla kullanır. İzleyicinin karşısında
13