MAKALE
28
SINAİ
Ahmet CERAN
İKV Uzmanı
Türkiye-AB arasındaki
mülteci uzlaşı
raporuna göre
mülteci krizi, ülkeler
arası büyük bir risk
olarak adlandırılıyor.
AB ülkeleleri ise
özellikle Suriyeli
mültecilere karşı
oldukça çekimser bir
tablo sergiliyor.
Mülteci uzlaşısı cephesinde
her şey aynı (değil)
28 Eylül tarihinde Türkiye ile AB arasındaki
mülteci uzlaşısında son duruma ilişkin kritik
rapor açıklandı. Bu rapor 15 Temmuz sonrası dönemde mülteci alanında işbirliğine
ilişkin kapsamlı değerlendirmeler içeriyor.
Dönem ve konu kritik olsa da çok fazla
şeyin değişim gösterdiğini söylemek zor.
Klasik ifadelerle belirtmek gerekirse, mülteci krizi, yakın tarihte küresel sistemin karşı
karşıya kaldığı en büyük tehlikeler arasında
önemli bir yer tutmuş durumda. Güncel
konjoktürde de geçtiğimiz günlerde göç
gündemiyle düzenlenen BM Genel Kurul
Toplantısı, karar vericileri ve fon sağlayıcıları
bir araya getiren prestijli üst düzey konferans ve yuvarlak masa toplantıları ve çok
uluslu irade beyanlarına rağmen mülteci
krizinin çözümünde ileri bir aşamaya gelindiği öne sürülemiyor. Öte yandan birtakım
girişim ve tarafların attığı adımlar ve ortaya
koyduğu işbirliği, çözümde diğer bütün
çabalardan daha fazla önem taşıyor. Bu
girişimlerin başında ise Türkiye ile AB arasında 18 Mart 2016 tarihinde kabul edilen
mülteci uzlaşısı bulunuyor.
Bilindiği ve İKV Dergisi’nde de pek çok kere
gündeme taşındığı üzere taraflar arasında
kabul edilen bu uzlaşı, Yunan adalarına
düzensiz yollarla geçiş yapan göçmen ve
sığınmacıların Türkiye’ye geri gönderilmesi,
Türkiye’deki kamplarda bulunan Suriyelilerden önemli bir kısmının AB ülkelerine yerleştirilmesi, Türkiye’ye mülteci krizinin yönetiminde kullanılmak üzere meşhur 3 milyar
avronun (devamında bir 3 milyar avro
daha) ayrılması, Türkiye ile AB arasında
sürmekte olan vize serbestliği diyaloğunun
hızlandırılması, katılım müzakerelerinde
yeni fasıllar açılması ve sınır yönetiminde iş
birliğinin artırılması gibi hem mülteci krizini
hem vize serbestliği sürecini hem de katılım
müzakereleri sürecini derinlemesine etkileyen taahhütl er içeriyor. Avrupa Komisyonu
ise düzenli aralıklarla bu uzlaşının işlerliğini
ve geldiği aşamayı değerlendiren raporlar
yayımlıyor. Bu raporlar, mülteci krizinin
yönetiminde en başat ve kritik aktörler olan
Türkiye ve AB’nin kurduğu işbirliğinin tabiri
caiz ise karnesi niteliği taşıyor. Dolayısıyla
son duruma ilişkin olarak bu raporların
verdiği ipuçlarını, satır aralarını yoklamakta
fayda var.
Mülteci uzlaşısında son duruma ilişkin 28
Eylül 2016 tarihinde yayımlanan üçüncü rapora bakıldığında şöyle bir tablo ortaya çıkıyor; krize ilişkin bazı alanlarda olumlu veya
olumsuz ciddi değişiklikler gerçekleştiği,
birtakım alanlarda ise durumun tamamen
aynı kaldığı görülüyor. Mülteci uzlaşısıyla
birlikte gerçekleşen en kritik olumlu değişim Türkiye’den Yunan adalarına düzensiz
yollarla gerçekleşen geçişlerin ve bu sırada
gerçekleşen ölümlerin sayısının düşmüş olması. İkinci Rapor ile Üçüncü Rapor arasındaki dönemde Türkiye’den Yunan adalarına
günlük düzensiz geçiş sayısı 81’e düştü.
Oysa ki Haziran-Ekim 2015 döneminde bu
geçişlerin sayısı günlük ortalama bin 700