Eyüp, Osmanlı döneminde
Haslar kazası olarak
kırsal bir kazaydı. Ancak
burada kırsallık farklı
bir boyuta sahipti. Zira
bu bölge taze süt, sebze
ve çiçek gibi uzak tarım
alanlarından getirilmesi
mümkün olmayan malları
İstanbul için üreten
yörenin bir parçasıydı.
da önem kazanmaktadır. 6. ve 7. yüzyıllar Konstantinapolis’in Haliç’in kuzeyindeki Sycae ticaret kolonisi ve surdışı ile
ilişkiler geliştirmeye başladığı dönemdir. Ayvansaray’da surların hemen dışında 6. yüzyılda Justinianos zamanında Meryem’e ithaf edilen büyük kilise
yapılmıştır. Aynı dönemde Eyüp’te Aziz
Kosmos ve Damianos adlarına adanmış
bir manastır mevcuttur. Kydaro (bugünkü Alibey) ve Barbyzes ( bugünkü Kağıthane ) derelerinin Haliç’e döküldükleri yerin batısında bugünkü Eyüp’ün kurulduğu arazinin dik bir yamaç halinde
suya indiği yerde II. Theodosios zamanında kurulan manastırdan ve çevrenin görünümünden dolayı buraya Kosmidion (Yeşil) denilmiştir. Yerleşme bu
ziyaretgah çevresinde oluşmuştur. Kuruluşu 5. yüzyıl ortalarına uzanan yerleşme, çevredeki dini yapılar nedeniyle, kutsal bir şifa merkezi olarak tanınmıştır. Bu dönemde Eyüp’ün bulunduğu
alan, Haliç’in diğer sahilleri gibi, zengin
ve yoğun bir bitki örtüsüyle kaplı olduğundan ve civardaki ormanlarda av hayvanları yaşadığından imparatorlar tarafından av sahası ve sayfiye yeri olarak
da kullanılmıştır.
On yedinci yüzyılın Eyüp aşığı “Katibî”
nin şiirinde “Şehr-i Eyüp âdetçe bir
cennettir.” der. Ünlü seyyah Edmondo
De Amicis 1874 yılında İstanbul’u ziyareti sırasında Eyüp semtini şu sözcüklerle anlatır: “...Aristokrat bir mahalle gibi, uhrevî bir hüzünle beraber
dünyevî bir hürmet hissini ilham eden
bembeyaz, gölgeli ve şahane bir güzelliğe sahip mezar şehirdir.” Haklı da günümüzde de asırlık akasya, meşe ağaçlarının gölgelediği hüzünlü ama zarafet dolu kabristanları huşu içinde dolaşırken kendimizden geçer ve ulu bir rüyaya dalarsınız. İlçe ismini semtte türbesi bulunan “Ebu Eyyub El Ensarî” den
alır. Ebu Eyyub El Ensarî Hz.’leri Emevi
halifelerinden Ebu Süfyan Muaviye zamanında (H. 50 veya 52) Muaviye’nin
oğlu Yezid’in kumandası altında büyük
bir Arap ordusu İstanbul’a geldi. Bu orduda sahabeler (İslam peygamberi Hz.
Muhammed’i (s.a.v.)görmüş, onunla konuşmuş ve ona inanmış müslümanlara verilen isimdir.) vardı. Eyyub Ensarî
Hazretleri de bu sahabelerden biridir.
Hastalandığı ve öleceğini anladığı vakit
İstanbul surlarına yakın bir yere gömülmeyi vasiyet eder. Vasiyeti yerine getiri-
KULTUR 4
lir. Latinlerin İstanbul’u İstilası sırasında
Hıristiyanlara ait pek çok kilise ve benzeri kutsal yerleri yıktıkları gibi Hz. Eyyub El Ensarî’nin mezar ve türbesini de
tahrip etmişler ve ortadan kaldırmışlardır. 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet’in
İstanbul’u fethetmesinden sonra Fatih
Sultan Mehmet’in hocası Akşemsettin
Hz. Eyüp Ensarî’nin mezarının bulunduğu yeri belirlemiştir. Bunun üzerine
yer kazılmış ve üzerinde “Haza Kabr-i
Eba Eyyub” ibaresi yazılı bir taş bulunmuştur (İsmin aslı Eyyub olarak geçer.)
ve padişah iradesiyle bir türbe yaptırılmıştır. Türbe inşasından sonra şehrin
en büyük “Selâtin Camî” (Selâtin Camî,
padişahların ve ailesinim yaptırdıkları camilere verilen ad) inşa edilmiştir.
Bu yapılara bir medrese, hamam ve aşhane de eklenerek İstanbul’da ilk külliye meydana getirildi. Yine padişah tarafından kurdurulan bir vakıf ile hizmet
binalarının yaşaması temin edilmiştir.
“Bir kentin, mekansal oluşumunda tarihsel ve cografî olarak bulunduğu konum mühimdir. M.Ö. 2.yy.’da Bizanslı Dionisios Kağıthane ve Alibey derelerinin
birleştiği yerde Semestra sunağı inşa
ettirmiştir ve çevresinde bir yerleşim
yeri oluşturmuştur. 1544’ten 1550’ye
kadar kentte bulunan Gilles, Bizanslı
Dionisios’u referans göstererek, Haliç’in
eski çağlarda temiz suları, yeşil tepeleri
ve koyları ile güzel bir yer olduğunu belirtir. Ayrıca Haliç, deniz ve rüzgârların
şiddetine karşı korunaklı doğal bir limandır. Bizans döneminde Eyüp tepesinde “Ayamama” adlı bir saray ve manastır inşa edilmiştir. Bu manastır kilisesinde Bizans İmparatorları silah kuşanırlarmış. Bu gelenek Osmanlı döneminde de Padişahların Eyüp’te kılıç kuşanarak padişahlıklarını ilan etmesiyle devam etmiştir. Eyüp, Osmanlı döneminde Haslar kazası olarak kırsal bir
kazaydı. Ancak burada kırsallık farklı bir boyuta sahipti. Zira bu bölge taze
süt, sebze ve çiçek gibi uzak tarım alanlarından getirilmesi mümkün olmayan
malları İstanbul için üreten yörenin bir
parçasıydı. Lale Devri olarak adlandırılan 1718-1730 yılları arasındaki dönemde Eyüp, mesire yerleri ve sahil saraylarıyla ün yapmıştır. O zamanlar Eyüp
Sultan’ın isim yapmış meşhur yiyeceklerinden bazıları; Eyüp kebabı, Eyüp
kaymağı, Eyüp kuşlokumu, Eyüp Hacı
lokumu, reçellik güller ve can erikleri,
sonbaharda Sultan Selim İncirleri’nin
5/15/14 9:16 PM