POWERBOATS&YACHTS MAGAZINE | Seite 156

CINE CRITIC 2013’TE İZ BIRAKANLAR Buğra Şendündar • Sinema Eleştirmeni • bugra@powerboatsandyachtsdergisi.com 2013 , sinemaseverler açısından tatmin edici bir yıldı. Bilim-Kurgu, drama ve bağımsız sinemanın nitelikli yapımlarına ev sahipliği yapan bir seneydi. Uzun bir süredir sinemaya uzak kalan ve Holy Motors (Kutsal Motorlar) ile tekrar harika bir çıkış gerçekleştiren usta isim Leos Carax, bu son eseri ile kan kaybetmeye başlayan Dünya sinemasına dikkat çekip seyircisine adeta bir sinema dersi verdi. Son 10 yıldır sürekli hayal kırıklığı yaşayıp bilim-kurguya küsen izleyici, tür olarak bilim-kurgu olmamasına rağmen Gravity (Yerçekimi) ile lezzetli bir yemeğin damakta bırakmış olduğu tadı tekrar hissetti. Artık unutulmaya yüz tutmuş bir tür haline gelen “yarış filmleri” yönetmen Ron Howard sayesinde tekrar hatırlandı. Rush (ZAFERE HÜCUM), iki azılı Formula 1 yarışçısını karşı karşıya getiren 70’lerde yaşanmış gerçek bir öyküydü. Bu yapım hem Formula arabalarında yaşanan adrenalin duygusunu hissettirdi hem de 2013 yılını kapatan başarılı bir yapımdı. 2013 senesinde birçok iyi yapımlarla karşılaştık. Hitchcock, Holymotors ve Rust And Bone, geçtiğimiz yıl farklı türlerde çıkan en önemli yapımlardı. Fritz Lang (Metropolis – 1927), Sergei M. Eisenstein (Bronenosets Potyomkin – 1925), Dziga Vertov (Cheloveks Kino-Apparatom – 1929), Charles Chaplin (The Great Dictator -1940) ve Orson Welles (Citizen Kane – 1941) gibi yönetmenlerin ortak özelliği, her birinin günümüz sinemasının temel elementlerini farklı bakış açılarıyla oluşturmalarıdır. Fristz Lang, Metropolis ile işçi sınıfının yanında ve kapitalist düzenin karşısındaki duruşuyla sinemanın sadece güldürü sanatı olarak değil bozulan ve yanlış giden düzenin bir 154 dergi.indd 154 POWERBOATS&YACHTS eleştirisi olarak da kullanılabileceğini ispatlamıştır. Güzümüz sinemasının kurgu tekniği ve kamera kullanımının kurallarının Vertov ve Welles 20’li ve 40’lı yıllarda çoktan sağlamlaştırmıştı bile. Hitchcock’u farklı kılan ise gerilim sinemasının kurallarını belirlemesidir. North By Northwest (1959), Psycho (1960) ve The Bird’s (1963) ile bizlere adeta gerilim nasıl oluşturulur? dersi vermiştir. Artık burun kıvrılan ve 80’lerde bir furya haline gelen “Teen Slasher” filmlerinin referanslarını (güncel eli bıçaklı katil yapımlarının bile...) Hitchcock’un Psycho’sundan almış olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu usta yönetmenin sineması halen günümüze etki edebilmekte... Daha önce yalnızca bir dokümanter yapıma imza atmış olan Sacha Gervasi, bu ilk sinema filmiyle hemde Hitchcock gibi bir kişiyi ele alarak, yönetmenlik adına ilk ciddi sınavını vermiş gözüküyor. Gervasi, yanına usta oyuncu kadrosunu da alarak yapımına kendi imzasını atmayı başarmış. Abartısız ve dengeli oyunculuklar ve yönetmenin bu ilk filminde kendisini kanıtlamak için türlü numaralara girmeyip hikâyesine gayet ağırbaşlı ve dengeli yaklaşması eserin başarısına etki eden en önemli unsurlar. Hitchcock’a hayat veren usta oyuncu Hopkins’in makyajına da dikkat çekmekte fayda var. İzleyicileri ikiye bölen bu makyaj çalışması, zeki bir fikrin ürünü. Oyuncuyu bire bir Hitchcock’a benzetmektense yapımdaki makyaj, Hopkins’in bilinen karakteristiğini bozmadan yapılmış. Kendi adıma bu çalışmadan oldukça keyif aldım. Yapım Hitchcock’un hayatının bir kesitine, Psycho’un çetrefilli çekim sürecine, odaklanıyor. Sacha Gervasi’nin asıl meselesi bu çekim sürecinde yaşanan gerilimli süreç. Yapımcıları ikna edemeyince eserini kendi finanse etmek zorunda kalan Hitchcock’un en büyük destekçisi ise eşi Alma Reville’dir. Gösterim takvimi yaklaştıkça herkesin şüphesi eserin başarılı olup olamayacağı ile ilgilidir. Projeye karşı çoğunluğun inancının olmaması Hitchcock’u da çıkmaza sokacaktır. Eserde aynı zamanda Hitchcock’un zaaflarına ve eşinin hayatına olan etkilerine de şahit oluyoruz. Alma Reville, onun bir nevi “alter ego”sudur. Reville, Hitchcock’la bir zamanlar beraber çalışmış, evliliklerinde dahi iş ilişkilerini sürdürmüşlerdir. Hitchcock ona o kadar çok güveniyordu ki, çekim süreci devam eden yapımlarında yardımcı yönetmenlik yapmasına izin veriyordu. Hitchcock gerçek yaşamında dış görünüş olarak neredeyse kendisini karikatürize etmiş bir kişi. Sürekli takım elbise giyen, aynı ses tonuyla konuşan, kendine özgü bir duruş sergileyen ve eserlerinde kendisini gerçek hayattaki duruşuyla birkaç saniye bile olsa gösteren ikonikleşmiş bir kişi. Onun bu kişisel duruşu, gerçek hayatın alabildiğine karton, yapay ve yapmacık ama filmlerin yaşayan, nefes alan ve gerçeğin ta kendisi olduğuyla ilgili yapmak istediği bir vurguydu beklide. Yönetmen Sacha Gervasi, onun hayata olan bakışındaki bu kodları çözümleyip perdeye yansıtabilmiş. Anthony Hopkins, en ciddi durumlarda bile hınzır bir naiflikle çözümler üreten usta yönetmeni canlandırmakta hayli başarılı. Karakterini karikatürize etmeyerek yaşatmış. “Hitchcock”, bu büyük ismi daha yakından tanımak içinde bir fırsat. Yüzyılın en iyi gerilim eserlerinden biri olan Psycho’nun, çekim macerasının da hayli gerilimli olduğuna şahit olmak ilginç bir deneyim oluşturmakta. Alma Reville ŞUBAT - MART 2014 7.02.2014 18:11