Nobel Tıp Kitabevleri | Page 46

BÖLÜM 7 ADOLESAN DÖNEMİ ENDOKRİN SORUNLARI Prof. Dr. Olcay Evliyaoğlu, Prof. Dr. Müjgan Alikaşifoğlu, Prof. Dr. Atilla Büyükgebiz, Prof. Dr. Oya Ercan AKNE nabilir (8-10). Son zamanlarda kadınlarda süt tüketimi ile akne arasında ilişki olduğu da gösterilmiştir (11). Androjenlerin akne patogenezinde can alıcı rol oynadığı düşünülmektedir. Aknenin pubertede başlaması, menstruasyon sırasında ve hiperandrojenik durumlarda şiddetlenmesi bu düşünceyi destekleyen klinik gözlemlerdir. Ciddi aknesi olan kızlarda dehidroepiandrosteron sülfat (DHEA-SO4) titreleri sağlıklı akranlarından ve hafif ve orta şiddette aknesi olan akranlarından daha yüksek bulunmuştur (12). Aknenin ciddiyeti ile DHEA-SO4 düzeyleri arasındaki ilişki oldukça spesifiktir ve böyle bir ilişki diğer androjenlerle gösterilememiştir (12). Ancak, erkeklerde aknenin varlığı ile androjen düzeyleri arasında lineer bir ilişki gösterilememiştir (13). Bu bulguların klinik önemi henüz tam bilinmemektedir. Androjen düzeyleri ile akne arasındaki ilişki halen netlik kazanmamıştır. Akılda tutulması gereken akneli pek çok kadında androjen düzeylerinin anormal seviyelerde olmadığı ve altta yatan bir endokrinopati saptanmadığıdır. Diğer taraftan akneli kız hastalarda hiperandrojenizmin virilizasyon ve menstrual düzensizlik gibi diğer bulguları aranmalı ve polikistik over sendromu, geç başlangıçlı konjenital adrenal hiperplazi ya da androjen salgılayan tümörler gibi endokrinopatiler akla getirilmelidir. (7). Akne insidansı ergenler ve genç erişkinler arasında %80 civarındadır. Ergenlerin hemen hemen %100’ü ise çeşitli düzeylerde olmakla birlikte komedon oluşumu ile karşılaşır (1,2,3). Tipik olarak akne erken ergenlik evresinde başlar. Aknenin pilosebase foliküllerin kronik enflamatuar bir hastalığı olduğu çok uzun süredir bilinmektedir. Açık ve kapalı komedon, papül, püstül ve nodülle karakterizedir. Ancak, akne lezyonu gelişiminde rol oynayan mekanizmalar henüz tam olarak aydınlatılamamıştır (4). Elimizdeki kanıtlar pilosebase ünitenin kandaki androjenlerle uyarılmasının akne fizyopatolojisinde rolü olduğunu göstermektedir. Yedi-sekiz yaşlarından itibaren adrenarşın başlaması sebum üretiminde artışa yol açar (5). Sebum üretiminde artış retansiyon hiperkeratozuna ve foliküler infundibulumun blokajına ve dilatasyonuna yol açarak komedon oluşumuna neden olur. Tüm akne lezyonlarında komedon oluşumu vardır (6). Folikülün tıkalı olmasının yanı sıra Propionibacterium acnes ile kolonizasyonu deriden enflamatuar sitokinlerin salınmasına yol açar. Etkilenmiş pilosebase ünitede ve etrafında nötrofil, lenfosit ve yabancı cisim dev hücrelerinin birikimi sonucu papül, püstül ve nodül gibi enflamatuar lezyonlar gelişir (7). Akne tipik olarak cinsiyet steroidlerinin artışına paralel olarak pubertede gelişme eğilimindedir. Akneli hastalarda post-enflamatuar skar ve hiperpigmantasyon da dahil olmak üzere farklı evrelerde lezyonlar bir arada görülür (7). Akne gelişimine yol açabilecek diğer potansiyel etkenler genetik yatkınlık, stres ve polivinil klorid, kortikosteroidler, androjenler ve halojenler gibi androjenik etkili maddelere maruz kalma olarak sırala- Tanı Akne lezyonları yüzde, gö