Muğla Anadolu Lisesi Genç Kalemler Kulübü-PIRILTI DERGİSİ pırıltı 2018 | Page 40

KAMİL İLE KAMURAN Kafasını ellerinin arasına aldı. Gözlerini kapatıp saatin tik taklarını dinlemeye başladı. Gözlerini açtığında neredeyse 1 saattir oturuyor olduğunu fark etti. Derin bir nefes alıp kalktı. Artık bir yerden başlaması gerekiyordu. Kamil ve Kamuran zengin bir ailenin ikiz oğullarıydı. Kamil okul hayatında çok başarılıydı ancak Kamuran okuldan, çalışmaktan nefret ederdi. Sürekli okuldan kaçarak sokaklarda dolaşırdı. Tüm uyarılara rağmen söz dinlememiş ve okuldan atılmıştı. Ailesi onu cezalandırmanın bir işe yaramadığını görünce araları bozulmuş ve Kamuran ile iletişimi azaltmışlardı. Bunun üzerine Kamuran, Kamil ile yakınlaşmaya başladı. 20’li yaşlara geldiklerinde ikisi de okumayan aile parasıyla günlerini gün eden insanlar haline gelmişlerdi. Ailesinin Kamil’den hâlâ umudu vardı. Bir doğum gününde babası ona kol saati hediye etmişti. ‘Umarım bir gün ihtiyaç duyarsın.’ demişti. Kamil onu çekmecelerinden birine atmış ve hiç takmamıştı. Kamil ile Kamuran 30 yaşına geldiklerinde hâlâ hayatları aynıydı. Gündüz geç saatlere kadar uyur, gece eğlencelere giderlerdi. İkisi de hayatlarından memnun değillerdi ama bu yaşam şekli onlar için vazgeçilmez bir alışkanlık olmuştu. Bir gün Kamil’in hayatını değiştiren bir olay oldu. Kamuran ile her zamanki gibi sabaha karşı eve dönüyorlardı. İkisi de sarhoştu ve yürümekte zorlanıyorlardı. Kamuran gelen bir arabayı görmemiş ve geçirdiği bir trafik kazasıyla hayatını kaybetmişti. Kamil günlerce kendine gelemedi. Odasından çıkmıyor, sürekli ağlıyordu. Hayatında en değer verdiği insanı kaybetmişti. Bir sabah ağlamaktan şişmiş gözleriyle yataktan kalktı. Gidip elini yüzünü yıkadı. Odasına dönüp kardeşinin bir fotoğrafını bulabilmek umuduyla çekmeceleri karıştırdı ve babasının aldığı saati gördü. İçinde ilk defa dikkat ettiği bir ayrıntı vardı. Kardeşiyle fotoğrafı... Bir süre öylece fotoğrafa baktı. Gözleri doldu ama ağlayamadı. Sonra saatin çalışmadığını fark etti. Bir pil takıp saati koluna taktı. Kafasını ellerinin arasına aldı. Gözlerini kapatıp saatin tik taklarını dinlemeye başladı. Kardeşini düşünmüyordu. Kendi halini düşünüyordu. Bunca zaman ne yapmıştı? Nasıl 10 yılını böyle heba etmişti. Bu yaşamak değildi. Sanki yürüyen bir ölüydü. Zaman kavramının önemini unutmuştu. Oysa ki her şey bundan ibaretti. Hayatını zamanın akışına ayak uydurarak yaşamalıydı. Hayatının en önemli kavramıydı zaman. Doğumdan ölüme kadar aldığın her nefese, söylediğin her söze, döktüğün bir damla gözyaşına, yediğin lokmalara arkadaşlık ederdi zaman. O bunun farkında varamamıştı. İşte bu yüzden hayatını yaşayamamıştı. Saatin tik tak sesleri netleşti. Zaman akıp gitmeye devam ediyordu. Gerçekten yaşaması için hâlâ zaman vardı. Ne de olsa zaman bir heykeltıraşın önündeki mermer gibi şekillenmeyi bekliyordu. Kamil kendini daha enerjik daha canlı hissediyordu. Gözlerini açtığında neredeyse bir saattir oturuyor olduğunu