Muğla Anadolu Lisesi Genç Kalemler Kulübü-PIRILTI DERGİSİ pırıltı 2018 | Page 27

uzattı. Ona yardım etmek için gelmediğimi söyledim ve kardeşiyle Baran’ı görüp görmediğini sordum. Bana onları ön bahçede görmediğini söyledi. Hızla tekrar çay ocağının yanına gittim. Elimdeki bardağı hızla tezgâha koydum ve koşarak yanından geçtim. Hatırlamıştım. Arka tarafta kısa kavak ağaçları ve çalılar tarafından örtülen küçük boş alandaydılar. Evin arka tarafındaki küçük sulama arkının üzerinden atlayarak geçmiştim. Seslerini duyuyordum. Birkaç adımda küçük çember biçimli doğal odanın açık kapısındaydım. Kuzenlerim ve diğer birkaç çocuk oturmuş sohbet ediyorlardı. Beni görünce bir an duraksamışlardı. Soru sormalarına fırsat vermeden cebimden şeker paketlerini çıkartıp kucaklarına bıraktım ve geldiğim gibi geri döndüm. Ön bahçeye geldiğimde kalabalık, taş bahçe yolunda uzun bir koridor oluşturmuştu. Birkaç kişi omuzlarında yeşil bir tabut taşıyordu. Koridorun sonu merdivenlerden birkaç adım ötede bitiyordu. Adamlar tabutu evin önüne üzüm bağı, elma ve biri büyük biri küçük olan çam ağaçlarının arasında kalan kare alana koymuşlardı. Tabutun çevresini insanlar sarmıştı. Ablamı göremiyordum. Kalabalığın arasından tabutu görmek için geçmeye çalışıyordum. O anda tam karşımdan ablam kalabalığın arasından yüzü hayalet görmüş gibi bembeyaz bir şekilde gelmişti. Beni omuzlarımdan tuttu ve geldiğim yöne doğru ittirdi. Hiç direnmemiştim. Ablam ilginç bir şekilde tepkisiz ve sakindi. Ama kalabalığın arasında halamın, dedemin “Kızım bir yana dört oğlum bir yana” diye sevdiği ve en küçük çocuğu olan halam sinir krizi geçiriyordu. Korkunç bir çığlık, canı yanan bir insanın cevapsız kalan yardım çağrılarını duyuyordum. Halamın ağzından tek bir kelime çıkıyordu. Ancak her söyleyişinde bu kelime daha ürkütücü ve daha can yakıcı oluyordu. Baba, diye bağırıyordu halam. O an da benimde bakışlarım babama kaymıştı. Üç kardeşi ile birlikte hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı. Ele verseler dünyayı tepe taklak edebileceğine inandığım bu dört adam küçük çocuklar gibi ağlıyordu. O anda ruhumun en derin yerlerinde daha önce hiç hissetmediğim bir acı hissetmiştim. O an ölümün ne demek olduğunu anlamıştım. Dedemi ebediyen kaybettiğimi, artık o kerpiç evin, yeşil bahçenin eskisi gibi olmayacağını anlamıştım. Gözyaşlarım bir anda boşandı. Tıpkı babam ve kardeşleri gibi ağlıyordum. Orda olan diğer herkes gibi ağlıyordum. Ablamın elinden kurtuldum ve koşarak eve girdim. Kendimi en arka odaya, büyük yük dolabının olduğu odaya attım. Divanlardan birinin üzerine çıktım ve yüzümü geniş sünger kırlente gömdüm. Hıçkırıklarımı duymak istemiyordum. Uyumak ve uyandığımda bunların geçmiş olacağını umuyordum. Yorgunluğumun ve üzüntünün etkisi ile uyuyakalmışım. Özgür Taylan Ceylan