MUTFak Bahar 13' May 2013 | Página 25

25
Şekil 2. Antibiyotik direncinin evrimi.( A) Antibiyotiksiz ortamda birlikte bulunan dirençli ve dirençsiz bakteriler,( B) Antibiyotik eklenmesiyle dirençsiz bakterilerin kayboluşu,( C) Dirençli bakterilerin antibiyotikten etkilenmeden çoğalmaları
Nitekim bu araştırmada da böyle oldu, toprakta halihazırda bu antibiyotiklere dirençli bakteriler vardı ki çoğalıp ortaya çıktılar. Ekip bunlardan özellikle insanlarda hastalık yapanları toplayıp kalıtım maddelerindeki( yani DNA’ larındaki) antibiyotik direnci sağlayan genleri inceledi. Gördüler ki bu bakterilerdeki direnç genleri, insanlara musallat olan mikropların genleriyle ya tamamen ya da neredeyse tamamen aynı. Eğer bu genler birbirlerinden bağımsız olarak ortaya çıkmış olsalardı, dizilimleri bu kadar benzerlik göstermeyecekti. Demek ki bu genler, bir bakteriden diğerine aktarılıyor olmalıydı.
Bu, bakterilerin çok özel yeteneklerinden biridir ve“ yatay aktarım” diye bilinir. İster aynı türden olsun, ister farklı türden, iki bakteri birbirleriyle gen alışverişinde bulunabilir. Bu durumda aktarılan genlerin etrafında bu işlemi sağlayan belirli uç diziler bulunur ve bakterilerin genomunda bu bölgeler bu dizilerden tanınabilir. Araştırmacılar da hem genlerin dizilimleri birbiriyle aynı olduğundan, hem de genlerin etrafında bu uç diziler bulunduğundan, gördükleri direnç genlerinin ayrı ayrı oluşmadığını, aynı direnç geninin bir kere oluştuktan sonra değişik türden bakterilere yayıldığını belirledi.
Peki bu genler insanda mı oluşup da topraktaki bakterilere geçti, yoksa tersi mi oldu? Bu araştırmanın verileri bunu cevaplayamıyor. Ancak yine de toprakta antibiyotik bulunmasının, insanlardaki bakterilerin elimizdeki antibiyotiklere direnç kazanması açısından riskli olduğunu düşünmemize yetiyor.
Bu çok ciddi bir konu. Bir antibiyotiğin geliştirilmesi yıllarca sürüyor ve yüz milyonlarca, belki milyarlarca dolara mal oluyor. Sonra ilâç şirketi bu masrafı çıkarmak için ilâcı mümkün

25

olduğunca pazarlıyor, ki bu da o ilâca karşı direnç gelişimini hızlandırıyor. Bu nedenle antibiyotik kulanımının düzenlenmesi ve denetlenmesi gerekiyor, Avrupa ülkelerinde hayvanlara verilen antibiyotiğin sınırlandırıldığı gibi. Aynı şekilde, antibiyotik üretimiyle kendilerini zararlılardan koruyan genetiği değiştirilmiş bitkilerin etkileri bir de bu açıdan değerlendirilmeli.
Sonuç
Antibiyotikler günümüz tıbbının vazgeçilmez bir parçası, ancak bunları dikkatle kullanma gereğini gün geçtikçe daha çok hissediyoruz. Bunun sebebi antibiyotiklerin hem canlılara hem de çevremize yeni ve beklenmedik etkilerini görüyor oluşumuz. Bakterilerin elimizde kalan antibiyotik ilâçlara da yaygın direnç geliştirmesini, torunlarımızın bu bakterilerin yol açtığı hastalıklara karşı savunmasız kalmasını istemiyorsak, hem tıpta hem de tarımda antibiyotikleri daha dikkatli kullanmalıyız.
Kaynaklar: ●T. D. Lawley vd., 2012. Targeted restoration of the intestinal microbiota with a simple, defined bacteriotherapy resolves relapsing Clostridium difficile disease in mice. PLoS Pathogens 8: e1002995. ●I. Cho vd., 2012. Antibiotics in early life alter the murine colonic microbiome and adiposity. Nature 488:621 – 626. ●H. J. Flint, 2012. Antibiotics and adiposity. Nature 488: 601 – 602. ●K. J. Forsberg vd., 2012. The shared antibiotic resistome of soil bacteria and human pathogens. Science 337:1107-1111. ●S. Crespi, 2012. K. Forsberg ile söyleşi. Science Podcast ●S. C. P. Williams, 2012. Soil may be source of drug-resistant bacteria. ScienceNOW ●K. S. Kruszelnicki, 2011. Human poo transplant treats gut-wrenching disease. Great Moments in Science
Dr. Çağrı Yalgın yalgin @ gmail. com
Bu yazı ilk olarak Açık Bilim dergisinin Aralık 2012 sayısında yayınlandı.