04 June 2013
Milliyet
AUSTRALIA TURKISH NEWSPAPER
GÜNDEM 05
TÜRK BASININDA“ GEZİ PARKI”
Nagehan Alçı – Milliyet
Üç gündür ortalık toz duman. Büyük bir kaygı ve şaşkınlıkla izliyorum olanları. Ne bahanesöylenirse söylensin, Gezi Parkı protestocularına karşı polisin yaptığı apaçık bir devlet terörü. O protestocular arasına sızmış, eylemcileri şiddete yönelten terörist gruplar elbette var. Fakat bu durum neredeyse tüm İstanbul halkını mağdur eden bir devlet terörünü meşru kılmaz, kılamaz. Devlet terörü her koşulda gayrımeşrudur! Birçok eylemcinin de açıkça söylediği gibi bu olay“ Gezi olayı” değil. Gezi Parkı meselesi sadecebir vesile. Toplumun belli bir kesimindeki AK Parti nefreti bu süreçte açığa çıktı ve dalga dalga büyüyerek patladı... Olayların özü budur. Herhangi bir siyasi partiden nefret etmek ve büyük gösteriler düzenlemek bir demokratik haktır elbette ama bu toplumsal kutuplaşma hali beni korkutuyor. Şu an Konda Genel Müdürü Bekir Ağırdır’ ın bilimsel teşhislerine göre toplumun % 25’ i AK Parti’ nin varlığını bile rahatsız oluyor ve Başbakan’ dan öldüresiye nefret ediyor. Öte yandan % 35 ise AK Parti’ yi“ Hikmetinden sual olunmaz” bir mertebede görüyor ve her yaptığını onaylıyor. Bu iki ekstrem kesim birbirinin fanatik duygularını besliyor ve büyütüyor. Siyasetçilerin sert söylemleri de bu kutuplaşmayı arttırıyor...
Cengiz Çandar – Radikal
Taksim Gezi Parkı’ nın tetiklediği ve dün sabaha kadar neredeyse tüm İstanbul’ u ayakta tutan olayların ardından ilk kez Başbakan Tayyip Erdoğan dün öğle saatlerinde konuştu ve son dönemlerde çok kişide – ben dahil- alışkanlık haline getirdiği üzre, bir kez daha‘ hayal kırıklığı’ na yol açtı. O daha konuşmasını tamamlamadan elim Twitter’ a gitti:“ Tayyip Erdoğan ekranları başında olanlara sesleniyor. Ben de ekran başından ona: Ne yazık ki, olan-biteni hiç anlamamışsın!” Önceki gece yarısı, İstanbul ayağa kalkmışken, elim yine Twitter’ a gitmişti:“ Tayyip Bey‘ Kimsesizlerin Kimsesi’,‘ Sessizlerin Sesi’ olmaktan çıkıp,‘ Zalimlerin Amiri’ olmaya nasıl ve niye dönüşmeye başladığını düşünmeli.” Gece boyunca ne düşündüyse düşündü ve dün kalktı ve on yıllardır halkına, toplumuna – seçmenine değil- duyarsız yöneticilerden sayısız kez duyduğumuz basmakalıp sıfatlarla örülü konuşmasını yaptı.‘ Aşırı uçlar’,‘ ideolojik eylem’ vs. cinsinden değerlendirmeler yaparak,‘ kamu düzeni’ ve‘ güvenlik’ öncelikli,‘ benim valim’,‘ benim emniyet müdürüm’ soslu,‘ polisperest’ ama insan sevmez, kalpsiz, tehditkâr, dediğim dedik türünden bir konuşma.
Abdullah Muradoğlu- YeniŞafak
İktidarın müzmin muhalifleri tarafından başlatıldığı düşünüldüğü için küçümsenen bir eylem giderek büyüme emareleri gösteriyor. Zira toplumun sağduyulu kesimleri Gezi Parkı ' nda sergilenen resmi tavrı benimsememiştir. Dün geç vakitlerde evime dönerken karşılaştığım bir mahalle sakini ' Onlara söyle akıllarını başlarına alsınlar, Gezi Parkı ' nda olanlar ne böyle kardeşim ' diyerek öfkesini dile getirdi. Ailece AK Parti ' ye oy vermiş bir komşumun öfkeye dönüşen bu tepkisi benim için bir kamuoyu araştırmasından çok daha önemliydi. Ortada iyi yönetilemeyen bir algı sorunu olduğu görülüyor. Resmi taraflar aksini söyledikleri halde Gezi Parkı ' na ' AVM ' yapılacağı kanaati var. Polisin orantısız güç kullanmasını teşvik etmek yerine, neden böyle bir kanaatin oluştuğunu sorgulamak daha doğru olur. Orantısız güç kafaları karıştırıyor, ortaya çıkan şiddet görüntülerü ise tepkileri çoğaltıyor. İktidarı zor duruma düşüreceği hesabıyla olayı köpürtmek isteyenler olacaktır elbet. Dost acı söyler, olayların geldiği nokta, böyle düşünenlerin beklentilerini bile-maalesef-aşmış gözüküyor.
Yaşar Erdinç – Bugün
Taksim Gezi Parkı kamunun malıdır. Ben de kamunun bir ferdiyim. Kaç dönüm olduğunu bilmiyorum ama bilseydim, bu dönümü 75 milyona bölüp, bana düşen payı bulacaktım. Varsayalım ki hesabıma 1 milimetrekare düşüyor olsun. Hakkımı helal etmem. Sayın Başbakanım projeyi yeşil bir parka dönüştüren bir tadilat yapmanız size çok dua kazandırır. Londra ' nın ortasında var( Hyde Park), New York ' un ortasında var.( Central Park.) Neden İstanbul ' un göbeğinde de huzurlu serin bir yeşillik olmasın? Lütfen tekrar düşünün ve hatta etraftaki binaları da yıkıp daha geniş bir yeşil alan oluşturun. Topçu Kışlası ' nı da büyükçe bir maket olarak Miniatürk usulü bu yeşilliğin içine yapın.
Kürşat Bumin – YeniŞafak
Son iki gündür bu çerçevede yaşananlar doğrusu beni de şaşırttı. Şaşırttı çünkü olayların başladığı gün gerçekleştirilen az katılımlı protesto gösterisi ve bunun hemen ardından Başbakan ' ın ' kararımızdan dönmeyiz ' mealindeki açıklamasını ' Tamam, Topçu Kışlası inşaatının başlaması yakındır ' diyerek değerlendirmiştim. Ancak ertesi ve daha ertesi gün gelişen protesto gösterileri bu sefer bende kuvvetli bir biçimde ' Anlaşıldı, Topçu Kışlası hikayesi buraya kadar!' kanaati uyandırdı. İlk günün az katılımlı protesto gösterisi yerini tahammülsüz ve basiretsiz bir idarenin de katkısıyla sahici bir şehir hareketine bıraktı.( Burada Ak Parti kurucu üyelerinden siyaset bilimci Fatma Bostan ' ın şu sözlerini hatırlatmak isterim: ' Memleket üzerindeki ölü toprağı kalkmış görünüyor.') Gerçekten de İstanbullular son derece pasifik büyük bir protesto gösterisi ile Taksim ' in yeniden düzenlemesine ilişkin bugüne kadar süren tamamen yanlış ve tek taraflı olarak kararlaştırılarak şehre ve şehirlilere dayatılan bir ' hayal ' e tahammülleri olmadığını gösterdiler. Gezi Parkı ' nda geriye tek bir taşı bile kalmamış koca bir yapının taklidinin inşa edilmesi tabii ki baştan sona yanlış bir şehircilik anlayışının ürünüydü. Tek bir taşının bile yerinde durmadığı bu yapının yeniden inşasını Başbakan ' ın ' tarihi eserin yeniden inşa edilmesi ' sözleriyle değerlendirmesi de aynı derece de yanlış değil mi? Bir ' tarihi eser ' nasıl olur da ' yeniden inşa edilir ', üstelik bu ' tarihi eser ' çoktan ' tarih olmuş ' ise? Gezi Parkı protestolarının ' ideolojik ', ' tertip ', ' oynanan oyun ' gibi olayların gerçek nedenini gizlemeye çalışan nitelemelerle anlaşılması imkansızdır. Tamam, göstericiler içinde bazı grupların bu güçlü protestoyu iktidar karşıtı bazı siyasi hareketlerin çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalışmalarından – ve çalıştıklarından- söz edilebilir. Ancak bu ' katkılar ', şehirlerine eskinin Taş Kışlası ' nın bir taklidini zorla dayatan bir şehir ve ülke yönetimine ' Dur ' diyen demokratik bir şehir hareketinin protestoların gerçek sahibi olduğu gerçeğini değiştirmez.
İsmet Berkan – Hürriyet
Taksim’ de olaylar yaşanırken haber televizyonlarının konuya ilgisizliği çok eleştirildi. Olaylar canlı yayınlanmalı mıydı? Ölçüsünde, evet.‘ Ölçüsünde’ diyorum, çünkü bu çeşit yayınların tahrik edici, zaten meydanda iyice bozulmuş olan kamu barışını daha da bozucu etkisi olabilir. Ama öte yandan bu bir haberdir aynı zamanda. Birkaç yıl önce New York’ ta Wall Street’ teki bir parkın işgali eylemi sırasında TV’ lerin ve özellikle The New York Times’ ın tutumu çok konuşuldu. İstanbul’ da da medyanın tutumu çok konuşulacaktır. TV’ lerin ölçülü bir canlı yayınla meydanda yaşananları aktarmasının bir büyük yararı da olabilirdi: Kamu yöneticileri bu haberlere bakarak polisin nasıl aşırı güç kullanmakta olduğunu görebilir, belki de polisin tutumunu düzeltici biçimde araya girebilirlerdi. Ama bunların hiçbiri olmadı. Çünkü başlıca haber kanalları konuya ya hiç girmedi ya da Gezi Parkı’ nı işgal eden eylemcileri‘ terörist’ olarak yaftaladı. Taksim’ in medyası internet ve sosyal medyaydı. Sosyal medya bir yanıyla ne yaşanmakta olduğunu anında bildiren müthiş bir araç oldu ama bir yanıyla da yalan veya yanlış haberlerin yayılmasına da yardımcı oldu. Artık haberleri ertesi günü veya akşamı beklemeden anında öğrenmek isteyen bir çağdayız. Medyanın daha iyi bir sınav vermesi beklenirdi.
Ahmet Hakan- Hürriyet
Birkaç bin kişi parkta eylem yaptı diye devrim mi olacak? Sırrı Süreyya dozerlerin önüne geçti diye direniş cephesi mi kurulacak? Tabii ki hayır... Asla ve kat’ a böyle bir şey olmayacak. Bunlardan ayaklanma, devrim ve direniş çıkmaz. Taksim, Tahrir olmaz yani... Ama inatla ve ısrarla Taksim’ den Tahrir çıkarmak isteyenler de yok değil hani... Mesela yeryüzünün görüp göreceği en barışçı eyleme şanlı şafak operasyonlarıyla müdahale ettirenler... Mesela gaz maskeli, sivil kıyafetli çadır yakıcılarını sabahın köründe Gezi Parkı’ na yollayanlar... Mesela yatıştırıcı en küçük bir mesajı bile kamuoyundan esirgeyenler... Mesela küçük bir geri adımla bütün gerginliği sona erdirme gücü olup da bu gücü kullanmaya yanaşmayanlar... Mesela tarihin en büyük biber gazı stokunu, iki saat içinde tüketme emrini verenler... Mesela biber gazını silah yapıp kafalara nişan aldıranlar... Mesela Malazgirt Savaşı’ nda uygulanan planların benzerini uygulayarak“ hilal hareketi” ile eylemcileri kıskaca aldıranlar... Mesela jammer aracılığıyla haberleşmeyi kesmeye yeltenenler... Mesela“ Söz söylenmez sözüm üstüne” diyenler... İşte onlar var ya onlar... İşte onlar Taksim’ den Tahrir çıkarmaya çalışanların önde gidenleridir. Şu kadarını söyleyeyim: İktidar, Gezi Parkı’ nda sergilenen nobran tutumla, son 10 yılda hiçbir muhalefet partisi ve muhalefet hareketinin başaramadığını başardı: Kendisine yönelik muhalefetin hem dozajını arttırdı, hem de karşıt safları pekiştirdi. Kısacası... İktidar, her alanda olduğu gibi, kendine yönelik muhalefetin dozajını ve etkisini arttırma alanında da şampiyon oldu. Cumhuriyet tarihinin bir rekoru daha kırıldı yani... Kutluyoruz.
Etyen Mahçupyan- Zaman
Beyoğlu / İstiklal havzasında yer alan bu mekanın‘ istimlak ' edilmek istenmesinin, kentin daha ziyade bohem yaşama yatkın kesiminin sahiplenmesine neden olacağı da belli. Nitekim söz konusu projenin durdurulmasına yönelik bir sivil inisiyatif oluşmuş durumda ve uzunca bir süreden bu yana derdini anlatmaya çalışıyor. Hükümet ve şehrin doğrudan sorumluları ise, kendi İstanbul hayalinin cazibesine kapılmış bir mecnun gibi, vatandaşların isteklerini ve kaygılarını duymazdan geliyor. Onlarla konuşmak bir yana, doğru dürüst bir açıklama yapmaktan, halka asgari saygıyı göstermekten bile imtina ediyorlar... Gezi Parkı ile ilgili basit denklem budur ve bu bağlamda yürütmenin savunulabilecek hiçbir yanı yok.
Emre Aköz- Sabah
Taksim ' e nasıl düşünmeli? Aklımda sürekli Taksim meselesi olduğu için Başkan ' ın söylediklerini o bağlamda da dinledim. Mesela New York bir beton ve asfalt yığınıdır. Ama devasa bir " Central Park " vardır ki muhteşemdir. Küçük parklar azdır ama orta boy parklar da vardır. Ya otel ve alışveriş merkezi yapılmak istenen... Bu yüzden de tartışmalara, hatta kavgalara yol Taksim Gezi Parkı? Onu nasıl ele almalıyız? Bu konuda laf üreten insanlara kulak verebilmem için bir şartım var: Meydandaki The Marmara Oteli ' nin en üst katına çıkıp, çevreye bakmış olmak. Sen önce dediğimi yap! Bakanın göreceği manzara şu: Kendisini bir beton okyanusunun ortasında bulacak. Göz alabildiğine bir yapılaşma... Bu yapılar arasından, diken gibi fırlamış yüksek binalar... Sonra aşağıya bakacak... Gezi Parkı ' nı görecek... Ve işte o anda içinde bir ferahlık hissedecek. " Oh ya, nihayet toprak, nihayet yeşil alan..." diyecek. Ondan sonra da aklına, o yeşil alanı yok edecek olan kışla taklitçisi otel ve alışveriş merkezi gelecek. Bir anda yüzü buruşacak; kendini kıstırılmış hissedecek. Bana inanmayan otelin tepesine çıkıp baksın. Bu dediklerimi hissetmeyen; buyursun parkı da betonlaştırsın.
İhsan Dağı – Zaman
İstanbul 1994 yılından beri‘ aynı muhafazakâr ekip’ tarafından yönetiliyor. Erdoğan’ ın başbakanlığa yürüyüşü bu şehirdeki başarılı icraatlarıyla başladı. Milli Görüş çizgisinin cemaatçi yapısından çıkıp cemiyetle karşılaşması ve cemiyet tarafından kabul görmesi bu şehirde oldu. Şehrin farklı kimlikler, yaşam tarzları ve sınıflarla çoğul bir topluluk olduğunu anladığı, buna saygı gösterdiği için‘ milli görüş’ cemaati dışında‘ cemiyet’ ten oy alabildi ve Türkiye’ de iktidara yürüdü. Ancak şimdi aynı kişi, Taksim projesiyle şehrin birçok kesiminden gelen itirazlara hiç itibar etmiyor. Gezi Parkı’ nın yıkılıp yerine alışveriş merkezi ve konut yapılmasına karar veriyor. Karşı çıkanlara da‘ ne yaparsanız yapın, biz kararımızı verdik, yapacağız’ diyor. Her tarafı alışveriş mekânları ve apartmanlarla dolu olan Taksim’ de parkı yıkıp AVM ve residence yapmanın bir mantığı var mı,‘ ben istersem yaparım’ demekten başka? Park kamuya ait, yani halkın. Siz bunu AVM ve konut yaptığınızda kamunun malını alıp bireylere mülk olarak vermiş olacaksınız. Bu hakkı nereden alıyorsunuz? Anlamak zor... Yerel seçimler yaklaşıyor. İstanbul Erdoğan’ ı iktidara taşıdı, yanlışlarında ısrar ederse iktidardan uzaklaştırabilir de. İstanbul’ da yaşanacak bir yenilgi AK Parti’ yi sıkıntıya sokacağı gibi Erdoğan’ ın cumhurbaşkanlığı projesine bile darbe vurabilir.
Nihal Bengisu Karaca- HaberTürk
Taksim Gezi ' deki eylemi başlatanlar biber gazı değil ılıman bir iklim istiyorlardı. Sanatçılar vardı, halk vardı, solcu gençler ve antikapitalist Müslümanlar, anneler, amcalar vardı. Eylemin ilk günlerindeki düşük yoğunluklu polis müdahaleleri cuma günü gerilimi tırmandırdı. Maalesef durum bu. O kadar yoğun bir " gazlama " faaliyeti vardı ki, eylemci olmayan insanlar bile kendilerini eyleme çağrılmış hissettiler. Orantısız gaz, mıknatıs tesiri yaptı. Cuma gecesi saat 24.00 ve 01.00 sularında ise Kabataş ' tan Üsküdar ' a gelen motorların içindeki kalabalıkların ağaçtan, yeşilden bahsetmedikleri, o eşiğin çoktan geçildiğini ve " Mustafa Kemal ' in askerleriyiz " diye slogan atanların
Hikmet Çetinkaya – Cumhuriyet
Zalimlik, despotluk dönemleri bugün Ortadoğu ve Kuzey Afrika coğrafyasında var... Bizde ise dün de vardı, bugün de var! Az var, çok var! Bugün baskıcı sivil bir rejim olduğu kesin... Taksim Gezi Parkı’ nda halk direniyor. Direnenler salt solcular değil... Dindarlar var, ateistler, sağcılar... Doğasever onlar. İdeolojileri farklı hepsinin! Onlar salt İstanbul’ da değil, Bergama’ da, Trabzon’ da, Edirne’ de, Tunceli’ de, Kars’ ta... Ağacı seviyor, kuşları, çiçekleri, böcekleri, her canlıyı... Yüreklerinde kin, nefret, intikam duygusu yok! Anadolu’ da olanlar seslerini pek duyuramıyor... Minik minik haberler o kadar... Sinop’ ta da eylem yapıyorlar, Akkuyu’ da da, Kozak Yaylası’ nda da, Kaçkarlar’ ın eteklerinde de... HES’ lere karşı çıkıyorlar, tüm güçleriyle bağırıyorlar:“ Akarsular bizimdir!” Bodrum’ dan yanıt geliyor onlara:“ Denizler bizimdir!” Bu sesleri devlet duymuyor... Yargı kararlarını tanımıyor. Ormanlarımızı talan ediyor, peşkeş çekiyor. Paranın, yeşil doların dini imanı yok.
Eyüp Can- Radikal
Gezi Parkı’ na taktın” diyorlar. Evet taktım … Çünkü mesele ne birkaç ağaç ne de herhangi bir park. Orası zaten sayısı hayli az olan ortak yaşama alanımız. Siyasi anlamda hayli kutuplaşan Türkiye’ nin ihtiyacı ne kışla ne de AVM. Onlardan yeterince var; bize lazım olan her kesimden insana kucak açan daha fazla meydan daha fazla park. Tek parti döneminde Topçu Kışlası’ nın hunharca yıkılması da Dolmabahçe Sarayı’ na inat İstanbul’ un tek nefes alan vadisine İnönü Stadı dikilmesi de vandalizmdi. Peki şu anda AK Parti iktidarının aklı ve vicdanı olan herkese inat Gezi Parkı’ nı yıkıp yerine çakma bir kışla ve içerisine AVM-rezidans yapma girişimi ne? O kışla o gün etrafıyla anlamlıydı. Şimdi o bölge zaten yoğun bir yapılaşma ile çevrili. Başbakan“ Karar verdik, yapacağız” diyor. Tek parti döneminin milli şefi İnönü de“ Karar verdik, yıkacağız” diyordu. Yıktı da ne oldu? Kendi adını taşıyan o stadı oraya diktiği için, Cumhuriyet adına Osmanlı sembollerine savaş açtığı için hayırla mı yâd ediliyor bugün İnönü?
Gülse Birsel- Hürriyet
Bu yazıda kendilerine bazı laflar hazırladım. Bedavadan kamuoyu yoklaması da denebilir. Milletimize hayırlı olsun! Bu yazı yazılırken olaylar hâlâ devam etmekte. Az önce Teşvikiye Caddesi’ nden yüzlerce üniversite öğrencisi yürüdü, millet kaldırımlardan, dükkânlarından çıkıp pencerelerinden sarkıp alkışlıyor! Şehrin göbeğindeki ender yeşilliklerden birinin duman edilip, eski Topçu Kışlası‘ görünümlü’, yani onun çakması bir bina yapıp, içine rezidans-otelalışveriş merkezi yerleştirilmesine karşı çıktı şuurlu İstanbullu. Ağaçlar haşırt diye sökülürken, parkını, 70 yıllık ağaçları korumak için gitti, sakince, kibarca, silahsızca nöbet tuttu. Eylemi yapan zararsız insanlardı. Oyuncular, müzisyenler, sıradan halk, emekliler, esnaf, muhasebeciler, başörtülü teyzeler, kasketli amcalar, öğretmenler, öğrenciler … Ellerinde çakı bile yoktu. E niye saldırdınız onlara kardeşim? Niye çadırlarını yaktınız? Niye sabah beşte gelip uyurken gaz sıktınız, niye ittiniz kaktınız, yaraladınız? N’ oluyor ki?
hadiseyi tahkim etmeye başladığını da bir vesile Üsküdar ' da olduğum için bizzat gördüm. Aynı duruma Beşiktaş ' a geçtikten sonra Dolmabahçe ve Kabataş boyunca rastlamak da mümkündü. Şiddetsiz, sopasız, silahsız eylemcilere binlerce metreküp biber gazı sıkılmasının sonucu yüzlerce yaralı, son verilemeyen ve bitirilemeyen bir kaos oldu. Bu sonucun sorumlusu kimse hesap vermeli.