Martı Eylül 2014
Oturma kademeleri üzerindeki yuvarlak ve dikdörtgen delikler, gölgeliklerin ayaklarının
sokulduğu yerler olduğu düşünülmekte. Bütün bunlar antik çağların güzellik, kültür ve
konfor anlayışının ipuçlarını veriyor.
Antik tiyatronun restorasyonu bittikten sonra 2005 yılında Aristophanes’in Lysistrata
adlı oyunu Bodrum Ticaret Odasının davetiyle gelen Atina Üniversitesi Tiyatro
öğrencileri tarafından Yunanca aslına uygun olarak sahneye konmuş. Böylece,
Bodrum’da yapımından 2500 sene sonra bir antik çağ oyunu yeniden sahnelenmiş
olmuş.
Gözlerimi kapatıp o günleri düşünmeye, alkışları duymaya çalışıyorum. Kekik ve deniz
kokusu getiren rüzgâr saçlarımı uçuşturuyor. Antik dönemden bu yana burada oyunlar
sahnelenmesi, konserler düzenlenmesi sevindirici.
Bodrum’un batısındaki tepelerde yel değirmenleri var. Zaman onları da öğütmüş.
Sadece altı tanesini kalmış.
Bodrum’u bulunduğum yerden seyretmek çok keyifli. Aklımda antik dönemdeki
görüntüleri var. Bir zamanlar kentin doğu ve batı girişleri için Milas ve Mindos kapıları
inşa edilmiş. Bu kapılardan Halikarnas’a dost ülkelerin heyetlerinin zamanın protokol
kurallarına uygun olarak şatafatlı giriş yaparlarmış.
Milas kapısından geriye bir şey kalmamış ama Mindos kapısı tarihe direnebilmiş. Bu
kapı yarımadanın ucunda bulunan antik Mindos şehri (Gümüşlük) yönünde olduğundan
Mindos kapısı olarak tanınmakta. Oturduğum yerden kapının ayakta kalan kulelerini
göremiyorum. Kapının aslında üç kulesi varmış, orta bölümü zaman içinde yok olmuş
ama diğer iki kule ayakta. Geceleri ışıklandırıldığında gizemli bir görünüm kazanıyorlar.
M.Ö. 333 yılında Büyük İskender’ in askerleri Halikarnas kentini almaya geldiklerinde
bu kapıdan geçmeleri kolay olmamış. Özellikle surların önünde üç ay kadar süren
muhasara boyunca surlar ağır taş güllelerle hasar görmelerine karsın yıkılmamış,
surların hemen önündeki hendeklerde pek çok asker hayatını kaybetmiş.
101