Kaybolan Defterler / zine 8.Sayı: Masal | Seite 57

çevirir. Fakat bu her zaman mümkün değildir, çünkü aşkın bir ucunda keskin bir biçimle ayrılık kılıcı sallanır. Gün gelir kınından boşalan kılıç şairi de keser “Kıyısında sustuğum o su kenarı benim”  Kendi kenarında insanı susturur ayrılık… “git yeni sesler çıkar insan içinden biraz / Ben soğuttum kalktığım yeri / Tüm taşları sev sen, / Bu kaynayan deniz, benim” e evrilir çoğu zaman aşk.  Ayrılık uzaklıktır aşkın yakın dokunmalarına karşın. “ömürden geçen bu lekeli su / göğün öteki yüzü, denizin beri tarafı. Bir uykuyu büyütüyor bunlar /   Bir uykudan kan çekiyor rüya”    Şairin içsel kışı içindeki en kırılgan dizeler bunlar belki de. Ayrılığın yarattığı ecza kışı sürekli bir uyku haline dönüşme isteği olarak dönmüş şairin içine. Rüya, insan bilincinin uyku haline yansımasıdır. Bilinç sadece hatırladığımız anıları kapsamaz o aslında hatırlamadıklarımızı, yok olup gitmiş sandığımız her şeyi bize tekrar tekrar gösterir. Kimyasal ilaçlar uykuyu getirse de bilincin bize yapacağı oyunları engelleyemez. Bir uykudan kan çeker rüya! “Meydan beklese de olur biraz hem / O, şarkılar eskittiği- miz gün sonlarını / ve suyun geçtiği ağrıyı sakın unutma- sın”  Ayrılık her insan için yakıcı bir özelliğe sahiptir kuşkusuz fakat şair için daha zordur çünkü ayrılığın ateşi iyice dövülüp şiire çevirir. Yakıcı bir şiire… İşte su, bahsettiğimiz ağrının üzerinden geçer, bu kabulleniş de buradan gelir.   ‘’Bundan böyle hakikat / sadece o gidip gelmeli günlerimiz- den kalan suyun fikridir / suyu al, bana da biraz bırak / Sonrası :  ‘’büyüttüğün her acımın yerini, kendin kazdın içimde. / Kış geçmiyor, suyumu ver!’’ Sonrası 2: ‘’ çok üşümekten buğuyu buldum ve / bulduğum her şeyi sana gösterip kuruttum.’’ Sonrası 3:  ‘’bak, yaza çıkarken çatladı iklim / böyle sönecekmiş bende unuttuğun uzun ışık’’ Tazyik kelimesinin su kelimesi ile akraba olduğunu düşünü- rüm, haliyle şairin basınç- baskı olarak düşündüğü bu keli- mesini psikolojik olarak da suyu işaret ettiği kanısındayım.  Kitabın son bölümü olan ‘’ Kabuk’’ ise  öfke izleği üzerine ku- rulmuş beş şiirden oluşuyor. ‘’Son ders’’,  ‘’diploma’’ , ‘’dip- loma 2’’ , ‘’diploma 3’’, ‘’mezuniyet’’ başlığı altında toplanan şiirler diğer iki bölüme göre daha somut ve salt öfkenin getir- diği dizelere ait kavramlar olarak göze çarpıyor ve bir ithaf ile açılıyor. ‘’her öğrettiği büyük ve kadim bir ağrı ihtiva eden, o derslerin uzun anlatıcısına...  Bu defa ağlamadan.’’  ‘’Ayrılığı bir mezun olma halinde inceleyen ve sıralayan şair, bu bölümün şiirlerinde yer yer öğretmenine seslenen bir öğ- renci gibi sesleniyor sevgilisine;  ‘’Boğaz kaç boğumdur ho- cam, bakın bir bunu öğretmediniz’’  (Son Ders, syf: 45) ‘’kritik bir ağırlıktı uyuduğumuz uyku / hala akıyor birlikte yıkandığımız su’’  (Diploma 3 syf:49)  Şairin ilk kitabının şairlik kumaşını gösterdiği yaygın olarak bilinen bir gerçektir. Ben aynı zamanda ilk kitabın şairin gelecekteki şiir evreninin anahtarı olduğunu düşünürüm. Bu nedenle su, çocuk ve et kelimelerinin Oğulcan’ın gelecekteki şiirlerinde de değişip dönüşerek yer alacağını düşünüyorum. Akatalpa - Nisan 2018 Sonra süzdür üstünden / gör geriye ne kalır? Bir etle sudan geriye ne kalır?’’  Suyun fikri akmak olsa gerek, akıp gitmek! Kitap da bir diğer önemli ayrıntı da bölümlerden birisinin adının Tazyik olmasıdır. Sıkıştırıp darlaştırma manasındaki bu kelime; manevi baskı, zorlanma anlamını da taşır. Başka bir deyişle basınçtır. Şairin Tazyik bölümünü basınç olarak ifade etmek istediği aşikâr fakat Tazyik bölümünde bulunan toplam on üç şiir şairin hem içsel kışını hem de dışsal- toplumsal kışının getirdiği tazyik’i niteliyor. Bu bölümde üç şiir; ‘’sonrası’’, ‘’sonrası 2’’ , ‘’sonrası 3’’ şiirleri aralara serpiş- tirilerek şairin içsel kışının gelişimini, yaşadığı çalkantıları, süreçleri ve araya giren diğer sebepleri de kronolojik bir sıra ile veriyor.   /zine kaybolandefterler 51