önce ütülü parşömenler gibi tarihi bir kudretle diklenen yaprak gitmiş, olsa olsa üzerine ufak bir not düşeceğiniz, onu da asla görülmeyecek bir yere iliştireceğiniz kağıt parçası gelmişti.
Ağladığını duyabiliyordum. Hıçkırdıkça hışırdıyor, hışırtısını gizlemek için uğraş veriyordu. Masum çabasına bile hürmet duyardım ben. Ama merhametli sayılmıyordum nedense. Neymiş efendim, eksiklerimi gizlemek için alttan alıyormuşum. Eksiklerimden haberdar olduğum için bile övgüyü hak ediyordum. Ama o ne yapıyordu; işimi yokuşa sürüyordu. Kusursuz bir metin mi yazmaya çalıştım; kullandığım ağır üsluptan ve konunun gereksiz derinliğinden söz açar, uzun ve anlaşılmaz yazılar yerine herkesin kendinden bir şeyler bulacağı paragrafları tercih etmem hususunda beni uyarırdı. Mükemmellik bir kaygı meselesidir dostlarım. İşinize musallat olan noksanlık endişesini gidermek için ölesiye yırtınmanın karşılığıdır. Benim de en önemli eksiğim eksiksiz olmaya çalışmaktı. Eksiksiz olmak adına giderek eksiliyor ve yırtınmamın mükemmel bir karşılığı olacağını umuyordum. Çünkü gayretim neticesinde kendimi iyi hissediyor ve doğuştan yeteneklilere özgü bir vurdumduymazlıkla karşılıyordum sersem bakışları. Mozart gibi, Magnus gibi, Monet gibiydim. Bir esere vücut vermeme yaramasa bile, çabalamanın ayan metotlarına ve saklı ritüellerine aynı ölçüde hakim sayılırdım. Müthiş bir isme sahip olabilirdim bu konuda; nafile emeğin dahi çocuğu, diyeceklerdi ardımdan.
Sıradan insanları tüketecek bir mücadelenin sonunda yorgun değil dinç hissediyordum kendimi. Sevdiğim işi yaptığımdan mı? Hayır, çabalamayı sevdiğimden. Zahmetsizce çabalayan ve bundan zevk alan birinin gerçek erdemi, tembelliğe yönelik gayretinde gizliydi. Öyleyse gayretkeş birinin çalışması, tembelin tembellik yapmasından yeğ sayılamazdı.
Masaya yumruğunu vuran aklımın gümbürtüsünü işitmekti amacım. Kafamda masalsı sevdaların, dayanılmaz hasretlerin, bükük boyunlu karanfillerin ya da kuşların hassasiyeti değil, mekanik çarkların melodisi çalınır, beni bunlar dinlendirirdi. Kuvvetini iyilik adına kullanan bir despot olabilirdi beynim, sakınca görmezdim. Ama bu sessizlik yıpratıcıydı ve beni rahatsız ediyordu. İçinde tiz çığlıklar, yakarışlar, sızlanmalar vardı; keder ve kinaye doluydu.
‘ Ne olur bir şey söyle!’ diye geçirdim içimden. Düşüncelerimi okudu sanki. Ağlaması kesildi ve konuştu:
“ Sen çaba göstermiyorsun,” dedi.“ Bilinçaltına monteli bir eksikliği işe yarar biçimde kullanmaya çalışıyorsun. Uğraşmak karar vermeyi gerektirir. Oysa uğraşmak dışında bir şey bildiğin yok senin. Çabalamadan iş halletmeyi, kısa ve doğru dokunuşlar sayesinde iş yükünü azaltmayı bilmediğin için seni rahatlatan yöntemi … hayır seçmiyor, kendini bu yönteme maruz bırakıyorsun.”
Olay bu şekilde gelişmişti. Savunmasına karşı yapacak hamlem vardı ama sustum. Rahatsız eden bir sessizlikle değil; çaresiz bir kabullenişle sustum. En azından öyle sanmasına müsaade ettim. Çünkü aklımın o yanını da seviyordum. Uğraşılarımda bana muhalif olan verimli ukalalığı işime geliyordu. Her yerde onu görmeye başlamıştım. İhtiyacım vardı ona. Eğer gitse, kusur sonsuzluğu içerisinde sürecek sonuçsuz bir mükemmellik arayışına mahkum ederdim kendimi. İnsanlığımdı benim; esnekliğim, eksikliğim, eğlencem ve erdemimdi. Onun sayesinde insanlarla yüz yüze gelebiliyordum. Aynı dilden onun sayesinde konuşabiliyor, sevinçlerini anlıyor, hüzünlerine ortak oluyordum. O olmasa ben, yeteneklerini masa başında tüketen bir makineden başka şey olamazdım.
Bildim bileli böyleydim; benden beklenen işlere gereken önemi gösterememiştim. Tek bir şey-o işler uğrunda sarf ettiğim çaba- değer ifade ediyordu benim için. Parkenin üzerinde dertop olmuş ağlarken, o da farkındaydı bunun. Sesi git gide kısıldı ve sonunda sessizleşti. Başa dönmüştük. Oda sessiz ve loştu.
Ne yazık ki aradığım sessizlik bu değildi dostlarım. Yaşantım süresince gürültüsüz ortamları tercih etmiştim. Dış veya iç ses olması fark etmez; tek ses duymak isterdim düşünürken.
Günü gülerek bitirdik. Yazıyı olduğu gibi postaladı. Dönüşte alt kat komşumla muhabbete tutuştu. Müzisyen bir kadındı. Sanat tarihinin duyulmamış sırlarından bahsetti ona, mecburen dinledim. Kadınlardan oldum olası çekinirdim ben. Ama o, tanımadığı biriyle bile muhabbet eder, bildiklerinden faydalanırdı. Deneyimler biriktiriyordu hafızasında. Ben de yazılarımda onun bu tür deneyimlerinden faydalanıyordum. Yarın, ertesi gün ve sonrasında kadınla tekrar görüşmek isteyecek, ben ise odada kalmakta diretecektim. Uzlaşmamız imkansızdı.
34