—
AĞZIMDA UÇUŞAN SİNEKLER
—
ZEKİ BERK GÜNDÜZ
En büyük hayal kırıklığımdır her sabah uyanmak. Aynı yaraları kanatıyor artık hayallerin keskin uçları. Sadece daha yaşanabilir kılmaya çalışırken evreni, her seferinde başıma daha sert bir darbe almaktan bıkmıştım. Her adımda parçalanan ve parçaları benden uzaklaşan umutlarımı görmekten dolayı içimin acısını dindiremeyecek hale gelmiştim.
Mevsim döndü. Her şeyin üzerini kar kapladı. Benim de. Sanki bir önceki mevsim de kıştı da sadece kar biraz geç kaldı. Çünkü ben yine üşüyorum. Sensiz her mevsim zor ama kışı anlatmak konusunda çok çaresiz kalıyorum. Ve kışlar anlatılmak istenir. Mesela sen olmadan deniz kenarına gidip, kışın sert rüzgarının savurduğu damlaların yüzüme çarpmasının beni nasıl üşüttüğünü nasıl söyleyebilirim pek bilmiyorum, ne acı. Kelimeler dağınık ve donmuş. Ayrıca tüm bedenim de uyuşuk. Acılarım taze hala. Bu acıları kaybetmekten bile korkuyorum. Olmayan şeyleri, olanların tam tersi olarak anlatamazsınız. Olmayanlar, olanlardan her zaman fazladır. İç içe geçmiş parçalar ayrılırken, bağlandığı bir diğerini de ufalar. Ve ufalanmış halde, eksilmiş halde toplum içinde yaşamayı öğrenmemiz gerektiği kadar, toplum dışında yaşamayı da öğrenmeliyiz. Hayat, dağılan parçalarının herkes tarafından tekmelenip, parçalarının birbirinden uzaklaşmasından çok, onların ne olursa olsun birbirinin bütünleyeni olarak kalması, hep aynı boşlukları doldurmasından ibaret. Gün geliyor, bir toplum senin katilin oluyor. Ve senin koşmaktan başka çaren kalmıyor. O yüzden, bütün halinde koşmak, arkanda en az parçanı bırakma şeklidir. Onca insanın acı çektiği ve düşüncelerin buharının nefes diye üflendiği bir gökyüzünün altında yaşıyor ve mutlu olmak için aynı gökyüzüne bakıyoruz. Akıllarının içine hapsolmuş insanlar. Görmüyor ve duymuyorlar. Yarattıkları dünyada figüran olacak yetenekte bile değilken, kendilerine başrol yazıyorlar. Ve ödül almayı bekliyorlar. Gülünç. Bir diğerinin gözlerine bile bakamazken, göğe bakıp medet umması insanların, tamamıyla güldürüyor beni.
Hayatı korkak sokak hayvanları gibi duvar diplerinden yürüyerek yaşayanlar var. İnsanlar tarafından itilmiş, yolu boş bırakanlar. Sadece sokağın değil, dünyanın da kenarlarında yaşayanlar. Yaşamın kıyısında, ölüme ramak kala. Ancak bir toz parçacığı, bir köşeyi nitelendirebildiği gibi, bir ötekileştirilmiş de bir duvar dibini anlamlandırabilir. Hislerine zincir vurmamaya niyetli insanlar daima hor görüldü bu dünyada. Ve ölme hakkı kazandı sadece bu yüzden. Gerek yoktu önceden buna lakin artık var. Acı dayanılmaz ve yaşamak mecburi değil. Asıl hazin durum: Ölemeyenler için. Cesaret lazım her şeye bu hayatta. Neden? Çünkü, hayat yaşayabilenlere değil, yaşayamayanlara göre hazırlanmış bir parkur. Öteki tarafta kalmanın cezası: Bu dünya bitene kadar buraya hapsolmak. Bedbaht ve çaresiz. Tüm bunlardan ötürü ufak bir parça da olsam yaşamaya çalışıyorum. Memur çocuğu olmak bunu gerektirir: Elindeki her zaman en iyisidir diye öğretildi bize. Çok açılmayacaksın. Gözünün gördüğü yere gideceksin. Eğer böyle yaşayabiliyorsan, Allah bundan geriye koymasın diyerek büyütüldük. Hava soğuk. Bir balıkçıda otururken, içimden bunları düşünüyorum. Önümde bir kadeh rakı, bir de su. Tabi bir de“ Neşet” var. Bu üçünden geri kalmazsam, tamamdır.
Bir daha bahar gelir mi bilmem ancak, bir daha umutlanmayacağımı biliyorum. Geniş bozkırın ortasında ordusunun tamamı öldürülmüş komutan gibi hissediyorum kendimi: Arkama baktığımda, yüzlerce hikaye yerde öylece uzanmış duruyor ve hepsi sadece yok sayılmaya karşı verilmiş savaşın şehitleri. Ben ise rehin alındım. İstenmediğim ve istemediğim bir yerde bana bir yaşam alanı verildi ve buna“ toplum” denildi. Tüm gün ölmeyi düşünüp, yalnızca kurtarılmayı bekledim. Umut bunu gerektirirdi. Eskiden bir günün özeti“ umut” iken, gün gelip hepsi bir dalgayla devrildi, yerle bir oldu. O dalga sendin. Artık günlerin özeti“ unut”. Bir harf bu kadar değiştirir her şeyi. Ve bir harf bile bu kadar değerliyken, terk edilen insanların alfabeleri değişir. Ve bir cümle bile devrilince anlamını kaybediyorken, beni aynı bulmayı bekleme. Ama sev devrik halimi de.
27