—
PEMBE TÜY
—
İBRAHİM ADIGÜZEL
“ Peki, ya pencerenin karşı tarafındaki; o inanır mıydı aslında kendisinin öteki olduğuna!” Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş, Sayfa 156
“ Muhaciriz” desek de mahallecek, şehirde herkes bilir aslen Roman olduğumuzu. Mübadele zamanı Balkan’ dan gelmiş, bizden önce giden Rumların terk ettiği evlere yerleşmişiz. Ocağın etrafında kandil koydukları oyuntularla badanalar döküldükçe ortaya çıkan kalem işi duvar resimleri hâlâ durur.
Romanız dediysek de hani, yerleşik hayata geçmişiz; çoğu âdetimiz göçerliğimiz Balkan’ da kalmış. Mahallelinin çoğu pazarcılık yapar, ülkeyi baştan sona dolaşır. Sermayeyi kumarda yiyene kadar ben de pazarcılık yaptım. Şimdilerdeyse kolumda sepet köy köy dolaşıp çorap satıyorum.
Müdür Bey ile büyükşehre giden otobüsün arka koltuğunun iki cam kenarında rastlaşırdık. Hep okur, az konuşurdu. Hakir mi görürdü bilmem de ben sormadan anlatmazdı. Görevine gider gelirmiş çoluğunu çocuğunu bırakıp ardında, bense daha ucuza çorap alıp satmaya dönerdim şehrime.
Kış gelip yollar kapanmaya başlayalı çorap işi de yalan oldu. Dededen kalma boya tezgâhını adam edip kuruldum hükümet konağının köşe başına.
Müdür Bey değil mi o gelen? Boynunda da bir fotoğraf makinesi. Kar manzarası çekiyor, eski evlere de meraklıymış. Çağırdım mahalleye“ gel bizim oraları da çek istersen” diyerek.
Atladık gittik, içlerini de görsün diye bizim eve de soktum. Duvarda Balkan’ dan ilk gelen kafilenin resmi var. Görür görmez o da anladı Roman olduğumuzu.
Çıkardı çantasının içinden dedemin de şapkasına taktığı Çingene pembesi tüylerden;“ biz de Romanız rahat ol” dedi.
O anda anladım yoktu aslında bir farkı hiçbirimizin, hepimiz ötekiydik …
24
6
FOTOĞRAF: İBRAHİM ADIGÜZEL
. Sayı Öteki