Kaybolan Defterler / zine 6.Sayı: Öteki | Seite 12

fotoğraf: GABRIEL ISAK

DENİZ ÜSTÜ KÖPÜRÜR

MİMAR SİNAN TERCAN
Nasıl başlamalı bilemiyorum. Şubattı, çok soğuktu. Bursa feribotunda rüzgâr almayan bi’ köşeye sinmiş, dilimde bir Cem Karaca şarkısı, gözüme kestirdiğim bir kadını uzun uzun seyrediyordum.“ Benim de bu cihana gelişim hey cânım rinna nay rinna rinna nay.” Kadın yorgun ama mağrur görünüyordu. Kahverengi paltosu ve kahverengi parlak kaliteli pabuçları, duruşundaki o garip sertlikle birleşince, görüntüsü adeta yenilmiş gururlu bir askeri andırıyordu. Kırk yaşlarındaydı. Belki otuz sekiz. Aslına bakarsanız sıradan bir gündü. Sadece bir deniz-üstü yalnızlığında güzel bir kadını seyredip zamanımı törpülüyordum. Biraz da merak denen illetin şehvetine kapılmıştım. Rüzgâr, bu baştan ayağa asalet kokan kadının saçlarının neredeyse bütün suratını sarmalamasını sağlayacak kadar kuvvetli esiyor, yalnızca arada bir yüzünün yarısını ve kulağından sarkan inci bir küpeyi görebiliyordum. İnsan böyledir; bir şey ondan saklandı mı mutlaka peşine düşer.
Cebimden ezilmiş paketi çıkarıp bir sigara yaktım. Yüzünü daha net görmeye çalışırken, feribotun gürültüsüne kapılıp, dalıp gitmişim. Gözümün önüne gençliğini, hatta çocukluğunu getirmeye çalıştığımı hatırlıyorum. Eski alışkanlığımdır. Gençliğimin ilk yıllarında daha çok olurdu böyle şeyler. Otobüste, şurda burda birine kafayı takar onun çocukluğunu hayal etmeye çalışırdım. Neredeyse yüzlerindeki çizgileri ezberleyecek kadar uzun bakardım. Genellikle zordur. Düşünmek, sebat etmek, adeta bir ressam gözüyle iyice incelemek gerekir. Çoğunun yüzü, yaşamanın kiline bulanmıştır. Ne kadar kazırsanız kazıyın altından sadece daha az gerçek bir şeyler çıkar. Kimilerininse çocukluğunun izleri hiç bozulmamıştır, yüzünde öylece durur. Biraz dikkatli baktığınızda, elinde bir parça ekmekle mahalle aralarında koşturduğu anı hemen görebilirsiniz. Ama onlara çok az rastlardım. Öyle ki; gördüğümde tatlı bir tebessüm belirirdi yüzümde, hatırlıyorum. Herhalde seviniyordum onlar için. Biliyorsunuz işte; insan birkaç güzel şey yaşadıysa mutlaka en iyileri büyümeden önce gerçekleşmiş oluyor. Büyük bir kısmının da üzeri kallavi bir vurgunla çoktan örtülmüş olunca, onlara hazine muamelesi yapmam çok da şaşılacak bir şey değil. Hatta, bir şey itiraf edeyim; otuzlarımı geçtiğim ilk birkaç yılda aynanın karşısına geçip uzun uzun kendi çocukluğumu arardım. Ne yazık ki bir süre sonra, neden orada olduğunu bile hatırlamadığım; kaşımın kazayaklarımla birleştiği yerde duran enine yarık izinden başka

6

6. Sayı Öteki