23
Yolsuzluğun uluslararası çapta, iş dünyasını olumsuz etkileyen yaygın bir fenomen olduğu bilinen bir gerçek. Yolsuzluğun önemli bir yönü kısa vadeli olarak görülebilecek bireysel kazançlar ve çıkarlar için toplumun menfaatlerinin kurban edilmesi olarak görülebilir.
Yolsuzlukla mücadele aslında emniyet kemeri kullanma zorunluluğu gibi,“ doğru hareket edip yanlıştan kaçanlar için” hemen fark edilir bireysel faydalar sağlamamaktadır. Herhangi bir otomobil kazası sırasında hızlıca cama doğru ilerlerken emniyet kemeri takmanın hayatınızı kurtardığını o anda bile hissedersiniz. Emniyet kemeri hayat kurtarmıştır. Kısa, orta veya uzun vadenin önemi yoktur. Fakat yolsuzlukla mücadele böyle değildir. Kan, ter ve gözyaşı gerektirir belki de. Çaba gerektirir. Gelecek nesillere daha iyi bir dünya bırakma arzusu gerektirir. Hatta bu tür bir mücadele bazen kısa vadeli kayıplara bile sebep olabilmektedir. Bu da yolsuzluktan kaçınılması için pek motive edici bir durum değildir.
Bunun da ötesinde, yolsuzluğun artık kronik bir hâl aldığı ülkelerde doğru davranışı sergileyen birey veya şirketler bile göreceli olarak kayıp yaşamaktadırlar.
Aslında düşünülürse hemen hemen herkes yolsuzluğun kötü bir davranış olduğu, etik olmadığı ve toplumun zararına olduğu konusunda hemfikirdir. Fakat pratikte, bazen ufak bir fayda, bazen işleri daha hızlı yürütmek için, bazen de farklı güdülerle yolsuzluk sisteminin bir parçası olabilmektedirler.
Hasta olan bir akrabanızı ön sıralara almak için hastabakıcıya bir şeyler vermek gerekse verir miydiniz? Peki çok büyük yatırım yaptığınız işletmenizde bürokrasiyi aşmak için“ elinizi taşın altına” sokar mıydınız? Cevaplar sizin vicdanınızda " hayır " olsa da, eğer bu cevaplar büyük bir çoğunluk için " evet " ise; bu kavgaya yine de girer miydiniz? Kendinizi Don Kişot gibi hissedip yel değirmenlerine saldırır mıydınız? Etik olanı yapmak uğruna bulunduğunuz ortamda farklı olmayı, hatta kaybetmeyi göze alır mıydınız? İşte sorun da burada başlamaktadır. Özellikle yolsuzluğun veya etik dışı davranışların bir norm, bir gelenek, bir adet olduğu yerlerde kişi veya kurumlardan kahraman olmalarını istemek ne kadar gerçekçi olabilecektir?
Sistemdeki defoları ortaya koyarak ekonominin gelişmesini engelleyen yolsuzluğun her yönden analizinin yapılması, modellenmesi ve özelliklerinin açık olarak ortaya konulması yukarıda belirtilen sebeplerle çok büyük öneme sahiptir.
Gelin bu sefer yolsuzluğun yapısını farklı bir açıdan inceleyelim. Sosyal bilimler açısından büyük öneme sahip olan ve hayatın birçok alanını açıklama çabasında olan " Oyun Teorisi " ile yolsuzluğu analiz etmeye çalışalım. Oyun teorisi; insanların yapmayı seçtiği eylemlerin, başkalarının da verdiği kararlara bağlı olduğu durumlarda; insan davranışlarını açıklamak, öngörmek ve değerlendirmek için faydalı olan bir teoridir, bu anlamda bize ilginç açılar sunabilecektir.
Peki oyun teorisi nedir? İsterseniz kısaca bu konuya girelim. Oyun teorisi, karar vericilerin diğer kararlar ile uyumlu ya da rekabet hâlinde olduğu, toplumsal ilişkileri modelleyen bir kuram olarak adlandırılabilir. Oyun teorisi, ekonomilerde geliştirilmiş bilinen iyileştirme yaklaşımlarını genişletmiştir. Oyun teorisi uygulamalarında genel olarak kararlar arasında optimum bir denge kurulmaya çalışılır. Bu denge, uygulama alanına göre farklı amaçlara sahip olsa da, genel olarak iç içe geçmiştir ve uyumludur. Elbette yöntemlerin ve modellerin uygunluğu sabit değildir ve genel olarak matematiksel modellerin faydaları üzerine farklı çalışmalar yapılmaktadır.
Oyun teorisi denince ise akla elbette Mahkûm İkilemi gelir. İlk olarak 1950 yılında Merrill Flood ve Melvin Dresher tarafından şekillendirilmiştir. Mahkûm ikilemine göre; bir soruşturma kapsamında iki zanlı göz altına alınmıştır. Polis bu iki zanlıyı birbirinden habersiz olarak sorgulamaktadır. Zanlılara sorgu esnasında bir öneri yapılır. Öneriye göre; zanlılardan biri, diğerinin aleyhinde tanıklık eder; diğeri ise suskun kalırsa, tanıklık eden serbest kalacak, susmayı tercih eden taraf ise 3 yıl hapse mahkûm edilecektir. Eğer ikisi de birbirleri aleyhinde tanıklık etmez ve suskun kalırlarsa, her ikisi de 1 yıl hapis cezası alacaktır. Eğer her ikisi de birbirleri aleyhinde tanıklık ederse, her iki zanlı da 2’ şer yıl hapis cezasına çarptırılacaktır.
Her iki zanlının da oyunun doğasını anladığı ve birbirlerine herhangi bir sadakatinin olmadığı ve oyunun dışında herhangi bir ödül veya fırsat olmadığı varsayılmalıdır.
Bu durumda diğer mahkûmun kararı ne olursa olsun, her iki mahkûm da diğerine ihanet ederek daha yüksek bir ödül almaktadır( döneklik).
B mahkûmu için ortada bir ikilem vardır: Ya işbirliği yapacaktır ya da ihanet edecektir. Eğer B mahkûmu işbirliği yaparsa, A mahkûmu ihanet etmelidir. Çünkü hiç ceza almamak, 1 yıl ceza almasından iyi olacaktır. Eğer B makûmu ihanet ederse A mahkû-
23