INmagazine 42. Sayı INmagazine Sayı 42 | Seite 40

ETİK
38
Her kurum“ dürüstlüğe önem verir”; ama asıl mesele, satış hedefi baskısı altında dürüstlüğün ne anlama geldiğidir.
konuşmaktadır; ama kulaklar bu iki sesi birbirinden hemen ayırt eder. Aksanlar sızar.
Etik ve uyum programlarında da aynı şey olur. Merkezde yazılan aynı ilke, farklı ülkelerde, farklı sektörlerde ve farklı yönetim kültürlerinde farklı biçimlerde ' telaffuz edilir '.
Bir ülkede çalışanların ' çıkar çatışması ' olarak gördüğü ilişki, başka bir yerde aile bağı, hemşehrilik ya da güven ağı olarak algılanabilir. Bir kültürde yöneticiyi sorgulamak sorumluluk ve şeffaflık göstergesi sayılırken, başka bir kültürde saygısızlık ya da sadakatsizlik olarak değerlendirilebilir. Bir ülkede hediye ve ağırlama açık bir risk alanıyken, başka bir bağlamda ilişki kurmanın olağan parçası sayılabilir. Bir yapıda bildirim mekanizması kurumsal güvenin aracı olarak çalışırken, başka bir yerde ' ihbarcılık ' çağrışımları nedeniyle kuşkuyla karşılanabilir.
Bu farklılıklar, etik ilkelerin göreceli olduğunu değil; bu ilkelerin gerçekten uygulanabilmesi için bu farklılıkların ciddiye alınması gerektiğini gösterir. Etik ve uyum programları da tıpkı diller gibi bağlam içinde yaşar. Bağlamdan kopuk evrenselcilik ise hem dilde hem etikte aynı sınırla karşılaşır: güzel bir fikir olarak kalır, hayat bulmaz.
Soyut Kavramların Tuzağı“ Kurumsal Esperanto” yanılgısının bir başka boyutu da dilin aşırı soyutlaşmasıdır. Etik ve uyum metinleri çoğunlukla“ dürüstlük”,“ şeffaflık”,“ hesap verebilirlik”,“ saygı”,“ sorumluluk” gibi güçlü ama genel kavramlara dayanır. Bu kavramlar önemlidir; ama gündelik iş hayatında ne anlama geldikleri somutlaştırılmadığında çalışanlar için uzak ve törensel ifadeler hâline gelir.
Her kurum“ dürüstlüğe önem verir”; ama asıl mesele, satış hedefi baskısı altında dürüstlüğün ne anlama geldiğidir. Her kurum“ şeffaflığı savunur”; ama asıl mesele, bir yöneticinin hatalı kararını raporlamanın gerçekten mümkün olup olmadığıdır. Her kurum“ saygılı iş ortamı” vaat eder; ama
Birincisi, uyum programını etkisizleştirir. İkincisi onu güçlendirir. Bu yaklaşım,“ tek tipçilik” ile“ tam görecelilik”” arasında bir üçüncü yol önerir. Tek tipçilik, her yerde aynı metnin aynı sonucu doğuracağını varsayar. Tam görecelilik ise her kültürün kendi etik standardı olduğunu söyleyerek evrensel ilkeleri zayıflatma riskini taşır.
asıl mesele, güçlü bir yöneticinin davranışları karşısında çalışanların kendilerini ne kadar güvende hissettiğidir.
Zamenhof ' un Esperanto ' su evrenseldi; ama insanlar onu kendi sıradan hayatlarına bağlayamadığında tutunmadı. Etik ilkeler de evrenseldir; ama insanlar onları kendi gündelik kararlarına bağlayamadığında kâğıt üzerinde kalır.
O Zaman Ne Yapmalı? Evrensel İlke, Yerel Tercüme Etik ve uyum programları için doğru yaklaşım, evrensel ilkeler ile yerel bağlamı karşı karşıya koymak değildir. Bu ikisi birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır. Evrensel ilkeler olmadan program yönünü kaybeder; yerel bağlam gözetilmeden ise bu ilkeler soyut ve etkisiz kalır.
Peki bu tercüme nasıl yapılır? Kültürel Tercüme Burada tercüme yalnızca metni başka bir dile çevirmek değildir. Asıl tercüme, ilkenin yerel anlam dünyasında karşılık bulmasını sağlamaktır.“ Çıkar çatışması” kavramı, bazı çalışanlar için teknik ve uzak bir ifade olabilir. Bu kavramın gerçek etkisi, yerel örnekler ve çalışanların karşılaşabileceği somut ikilemlerle anlatıldığında ortaya çıkar.
Yerel Liderlik Etik ve uyum programları yalnızca merkez ofisin ya da hukuk departmanının diliyle yaşayamaz. Çalışanlar için en güçlü mesaj, çoğu zaman en yakın yöneticinin davranışıdır. Yerel liderler programın mesaj taşıyıcısı olmaktan öte; riskleri merkeze ileten, çalışanların endişelerini görünür kılan ve programın sahadaki etkisini test eden aktörler olmalıdır. Senaryo Temelli Eğitim Genel ilke anlatımı, eğitimin yalnızca başlangıç noktasıdır. Asıl öğrenme, çalışanların gerçek hayata yakın ikilemler