UYUM
birlikte ihbarcı koruma sistemi, yalnızca normatif bir çerçeve olmaktan çıkarak merkezi ve kurumsal bir denetim mekanizmasına kavuşmuştur.
AIPI, yalnızca dış raporlama kanalını yönetmekle sınırlı bir yapı olmayıp; ihbarcıların korunmasına ilişkin destek mekanizmalarını işletmek, idari yaptırım süreçlerini başlatmak ve sonuçlandırmak, ayrıca uygulamaya ilişkin genelge ve tavsiye kararları yayımlamak gibi geniş yetkilere sahiptir.
Bu kapsamda şirketlerin iç bildirim sistemleri de dolaylı olarak denetim alanına girmektedir. Özellikle belirli büyüklükteki şirketler bakımından, iç raporlama sistemleri için bir sorumlu kişi ataması ve bu atamanın AIPI’ ye bildirilmesi zorunlu hale getirilmiştir. 1 Eylül 2025 itibarıyla başlayan bu yükümlülük çerçevesinde şirketlerin 1 Kasım 2025’ e kadar bildirim yapması gerekmekte; sonrasında ise sorumlu kişide meydana gelen değişikliklerin 10 iş günü içinde gerekçesiyle birlikte bildirilmesi şart koşulmaktadır. Bu düzenleme ile şirketler, iç raporlama kanallarını yöneten atanmış görevlileri resmi olarak kayıt altına alma yükümlülüğü altına girmiştir. Bu gelişme, etik bildirim mekanizmalarında belirgin bir kurumsallaşma sürecine geçildiğini göstermektedir. Artık mesele yalnızca bir ihbar hattı oluşturmak değil; bu hattın bağımsız, erişilebilir ve gizliliği güvence altına alınmış şekilde etkin biçimde işleyip işlemediğinin kamu otoritesi tarafından izlenmesidir. AIPI’ nin yaptırım yetkisi, gönüllü uyum anlayışından düzenlenmiş ve denetlenen bir modele geçildiğine işaret etmektedir.
İspanya’ daki bu gelişme; Avrupa’ da ihbarcı koruma alanında devletin rolünün dönüşümünü de ortaya koymaktadır. Devlet artık yalnızca düzenleyici değil; aktif biçimde gözetim yapan ve gerektiğinde yaptırım uygulayan bir konumdadır. Bu yaklaşım, şirketler açısından etik bildirim sistemlerinin yalnızca iç politika dokümanlarıyla sınırlı kalamayacağını; bağımsız denetim, hesap verebilirlik ve somut uygulama standartları çerçevesinde yapılandırılması gerektiğini göstermektedir.
26
• Türkiye’ de Etik Bildirim Mekanizmalarının Mevcut Çerçevesi ve Artan Risk Ortamı: Küresel ölçekte ihbarcı korumasının kurumsallaştığı ve yaptırım gücü kazandığı bir dönemde Türkiye’ de durum daha farklı bir görünüm arz etmektedir. Türk hukukunda ihbar ve şikâyet hakkına ilişkin dağınık düzenlemeler bulunmakla birlikte, ihbarcıyı sistematik biçimde koruyan, misillemeyi açık şekilde yasaklayan ve bağımsız bir denetim otoritesi öngören kapsamlı bir çerçeve bulunmamaktadır. İş Kanunu, Ceza Kanunu veya çeşitli sektörel düzenlemelerde yer alan hükümler belirli koruma alanları sağlasa da, bunlar bütüncül bir“ ihbarcı koruma rejimi” niteliği taşımamaktadır.
Bu boşluk, özellikle kamu ile temasın yoğun olduğu sektörlerde önemli bir risk alanı oluşturmaktadır. İhbarcıyı açık ve güçlü bir şekilde korumayan sistemlerde çalışanlar çoğu zaman susmayı tercih etmekte; bu suskunluk ise ihlallerin erken aşamada ortaya çıkmasını engellemektedir. Bu durum yalnızca kurum içi etik kültürü zayıflatmakla kalmamakta, aynı zamanda kamu-özel sektör kesişim noktalarında biriken risklerin görünmez kalmasına yol açmaktadır.
Türkiye’ nin 2025 Yolsuzluk Algı Endeksi sonuçları bu çerçevede dikkat çekici bir tablo sunmaktadır. Uluslararası Şeffaflık Örgütü verilerine göre Türkiye, 2024 yılında 34 puanla 107. sıradayken 2025 yılında 31 puana gerileyerek 124. sıraya düşmüştür. Endeks yalnızca kamu görevlilerine ilişkin