ETİK
18
Bu ilkenin sinemadaki en bilinen uygulamalarından biri Rear Window( Arka Pencere) filminde görülür. Sinemanın ustalarından Alfred Hitchcock, burada izleyiciyi neredeyse görünmez bir kurgu diliyle yönlendirir. Kamera önce Jeffries karakterinin yüzüne yaklaşır. Jeffries( James Stewart) kırık bacağı nedeniyle penceresinin önünde oturmakta ve karşı apartmanın avlusuna bakmaktadır. Yüzünde belirgin bir duygu yoktur; sadece dikkatle bakan bir ifade. Ardından kamera Jeffries’ in baktığı yere keser: karşı pencerede genç bir kadın hareket etmektedir. Birkaç saniye sonra tekrar Jeffries’ in yüzüne dönülür. Bu kısa planlar zinciri izleyicide hemen bir anlam üretir; Jeffries’ in bakışının merakla, hatta hafif bir hayranlıkla dolu olduğu düşünülür.
Film boyunca Hitchcock aynı kurgu mantığını defalarca tekrar eder. Önce Jeffries’ in yüzü, sonra baktığı komşular, ardından tekrar Jeffries … Bazen yalnız bir kadın, bazen tartışan bir çift, bazen de avluda sıradan bir gündelik hayat sahnesi görülür. Jeffries’ in yüzü çoğu zaman değişmez; fakat izleyicinin onun yüzünde okuduğu duygu sürekli değişir. Bir sahnede merak, başka bir sahnede empati, bir diğerinde kuşku ya da endişe … Böylece Hitchcock, izleyicinin zihninde anlamı oyuncunun mimikleriyle değil, görüntülerin ardışık düzeniyle kurar. Jeffries’ in yüzü sabit bir yüzey gibidir; fakat o yüzün yanına yerleştirilen her yeni görüntü, izleyicinin zihninde bambaşka bir duygu yaratır.
Alfred Hitchcock bu basit örnekle önemli bir gerçeği gösterir: İnsanlar gördükleri bir yüzü değil, görüntüler arasındaki ilişkiyi yorumlar. Anlam tek bir görüntünün içinde değil, görüntüler arasındaki bağlamda ortaya çıkar
İşte Kuleshov Etkisi dediğimiz kavram tam da bunu anlatır: Sinemada anlam tek bir görüntünün içinde değil, görüntülerin birbirleriyle kurduğu ilişkide doğar. Adını Sovyet sinema kuramcısı Lev Kuleshov’ dan alan bu fikir, modern film kuramının en temel kavramlarından biri olarak kabul edilir. Basitçe söylemek gerekirse bir görüntünün izleyicide yarattığı anlam, yalnızca o görüntünün kendisinden değil, onun öncesinde ve sonrasında hangi görüntülerin geldiğinden de etkilenir.
Kuleshov bu fikri göstermek için 1920’ lerde oldukça ilginç bir deney yapar. Aynı oyuncunun tamamen nötr, yani hiçbir duygu ifade etmeyen yüz görüntüsünü alır ve bunu farklı sahnelerle art arda kurgular. Önce bir çorba kasesi, sonra bir tabutta yatan çocuk, ardından da bir kanepede uzanan kadın görüntüsü gelir. İzleyiciler bu sahneleri izlediklerinde
Yönetmen, Alfred Hitchcock
Sinemada anlam tek bir görüntünün içinde değil, görüntülerin birbirleriyle kurduğu ilişkide doğar. Adını Sovyet sinema kuramcısı Lev Kuleshov’ dan alan bu fikir, modern film kuramının en temel kavramlarından biri olarak kabul edilir.
oyuncunun yüzünde farklı duygular gördüklerini söylerler: Çorba sahnesinde açlık, tabut sahnesinde üzüntü, kadın sahnesinde ise arzu … Oysa ekranda gördükleri yüz her seferinde aynıdır. Değişen tek şey, o yüzün hangi görüntüyle birlikte gösterildiğidir. İzleyicinin zihninde oluşan anlam, görüntünün kendisinden değil, görüntüler arasındaki ilişkiden doğar.
Bu deneyden çıkan sonuç sinema açısından oldukça çarpıcıdır. Bir filmde anlam yalnızca tek tek sahnelerin içinde değil, sahnelerin nasıl bir araya getirildiğinde ortaya çıkar. Başka bir ifadeyle sinemanın gerçek gücü tek bir görüntüde değil, montajda, yani görüntüler arasındaki ilişkide yatar. Bu düşünce daha sonra sinema kuramının önemli yaklaşımlarından biri hâline gelir ve pek çok yönetmenin anlatı dilini şekillendirir.
Ancak Kuleshov etkisi yalnızca sinemaya özgü bir teknik değildir. Aslında insan zihninin nasıl anlam ürettiğine dair daha genel bir gerçeği de gösterir. İnsanlar tek bir görüntüyü, tek bir davranışı ya da tek bir ifadeyi çoğu zaman tek başına değerlendirmezler. Bunun yerine gördükleri işareti, onu çevreleyen diğer işaretlerle birlikte yorumlarlar. Bu yüzden bağlam değiştiğinde aynı görüntü, aynı söz ya da aynı davranış tamamen farklı anlamlar kazanabilir. Kısacası insanlar çoğu zaman tek bir parçaya değil, parçaların bir araya gelerek oluşturduğu bütünsel tabloya bakarak anlam üretirler.