"Katil Joe"
Robert Schild
başarılı bir parodi mi – yoksa sadece başarılı bir oyun mu..?
Sahnelerimizde önce yabancı, ardından da yerli "In-Yer-Face" oyunlarından artık yeterince nasibimizi almışken, Engin Hepileri'nin yeni kurduğu tiyatro.İN'de Amerika'dan gelen bir S.A.Ö. ("Suratına Tiyatro Öncesi") örneği çıktı karşımıza..! Nasıl desem – birazcık "karışık" hislerle gittim, taaa 1991'den gelme bu oyunu görmeye. Bu beklentiler, yönetmeni ve her dem alkışladığım başrol oyuncularından kaynaklanmıyordu elbet; beni asıl kaygılandıran, son yıllarda artık bıkkınlık derecesine varan duygularla izlediğimiz, şiddet öğesi ağır basan bir oyunla yeniden karşılaşmak endişesiydi...
Daha sonraki bir oyunuyla Pulitzer Ödülü'nü de almış olan oyuncu/yazar Tracy Letts'in ilk sahne yapıtı olan "Killer Joe"ya ilk kez bundan 10-12 yıl önce Aleks Sierz'in "In-Yer-Face-Theatre" kitabında (Selin Girit'in çevirisiyle: "Suratına Tiyatro"; Mitos-Boyut Yay., 2009) rastlamıştım. Orada konunun A.B.D.'nin "yoksul beyaz alt tabakası"nı oluşturan bir aile ile annelerini öldürmek için tuttukları kiralık katil arasında geliştiğini öğrenmiş ve baba, üvey anne ile çocukların çaresizlik/umutsuzluk/ahlaksızlık üçgeni arasında bocaladığını okumuştum; oyunun sonu da (anladığım kadarıyla) birazcık "Shakespeare'yen" boyutlara çalıyordu... Gene Sierz'in aktardığı kadarıyla, ortam ve kişiler W.Faulkner/T.Williams/S.Peckinpah'ın roman/oyun/filmlerini andırıyor ve oyun hakkında yazdığı ilk satırlarda yer alan Letts hakkında "...Britanya izleyicisine polisiye bir gerilim izlemek için sinemaya gitmek zorunda olmadıklarını hatırlatıyor..." yorumu ilgimi çekmişti.
Bu bağlamda, birazcık da Amerikanvari biçimde "so what?" diye homurdanarak yerlerimizi aldık – ancak çok geçmeden, en azından kişisel olarak, bu yapımda konudan çok yorumun ön planda olduğunu algılar gibi oldum...
"Üç boyut"
Bana kalırsa, "Katil Joe"yı bir çeşit fars, büyük bir "şaka" olarak görmeli. Oyunun sonlarına doğru ortaya çıkan şaşırtıcı gelişme, Amerika'nın kırklı/ellili yıllarının ucuz romanlarına bir nazire olarak yazılmış olabilir – veya altmışlı yıllarda, örneğin James Hadley Chase gibi çok satan, bu tür "pulp" öykülerin bir kademe üstünde yer almış yazarların sürpriz dolu polisiye romanlarına... Ancak, yukarıda da belirttiğim gibi bundan daha önemlisi, yönetmen Mehmet Birkiye ile onunla birlikte sahne alan sanatçılarının oyuna kattıkları yorumlarıdır!
Haddime düşer mi, bilemem – ancak bu yapımda yer alan oyuncuların performansını üç ayrı boyutta değerlendirmek istiyorum. Bunların ilki, Öykü Karayel ile Taner Ölmez'in gerçekten çok düzgün birer oyunculuk sergiledikleri dört dörtlük başarımlarıdır. Bu iki gencin, eğer yeniden iyi yönetmenler ile devam edip kendilerini salt dizilere kaptırmayacaklar ise, daha nice güzel oyunlar çıkarıp ileride başarılı kariyer yapabileceklerinden eminim. – İkinci boyut, sahnelerimizin en yetenekli sanatçılarından Defne Halman'ın sergilediği oyun ile ortaya çıkıyor. Kenter Tiyatrosunda, gene Engin Hepileri ile birlikte 2008'de sergilediği o müthiş "Victoria" performansından –ve belki 2011/İkinci Kat'da "Bulanık" oyununda çizdiği agresif cinsellik portresinden– bu yana, yeniden tam anlamıyla "rolünü buldu" diyebilirim! Cinayet, uyuşturucu kullanımı/ticareti, ensest ve kızını peşkeş çektirme gibi öğelerin arasında diz boyu ilerleyen "Katil Joe" öyküsünün kesinlikle en ahlâksız karakterini canlandırırken kullandığı söylemler, dışa vurumu, beden dili ve özellikle dövüş sahnelerindeki o müthiş devinimlerine izin veren üstün kondisyonuyla, kendisini yıllarca izlemiş olan tiyatroseverlerin bile şaşakalmasına yol açıyor bu köküne kadar profesyonel, alçak gönüllü tiyatro sanatçımız... – Gelelim "üçüncü boyut"a: Ahmak olduğu kadar düşüncesiz/ahlâksız baba rolündeki Mehmet Birkiye, sanki kendi rolüyle dalga geçiyor gibi geldi bana ve bu bağlamda –belki de abartıyorum!– birazcık Brecht'sel bir "yabancılaştırma" sezinlemek istedim. Engin Hepileri'ye gelince, ne desem ki... Olağan şablonlara uymayan azılı katil rolünde umulmadık bir kibarlık, tutarlılık ve romantizm sergiliyor – ve izleyicileri tabii ki şaşırtıyor bu özellikleri/tavırlarıyla. Ancak burada da, 25.000 Dolar karşılığında hiç tanımadığı kişileri gözünü kırpmadan öldürebilen canavarı canlandırırken, kanımca aynen Birkiye'de olduğu gibi, bazı belirli ironi öğeleri ortaya çıkıyor – kimi izleyicilerde "narsizm" tanımlamasını bile uyandırırcasına..! Özetle, 4/4'lük bir oyun çıkaran gençler ve onların başarımını da geçen Halman'ın yanı sıra, oyuna kanımca bir çeşit parodi havasını aşılayan iki usta da var karşımızda.