PARALEL EVREN TEORİSİ
1954 yılında, Princeton Üniversitesi doktora adayı olan genç Hugh Everett ‘ in aklına
radikal bir fikir geldi: Tam olarak bizim evrenimize benzeyen başka evrenler de var
olabilir. Bu evrenlerin tamamı bizimki ile bağlantılıdır yani her biri bizim evrenimizden
ve bizimki de başkalarından ayrılmış olabilir. Bu paralel evrenler içinde tarihteki
savaşlar bizim bildiğimizden daha farklı sonuçlanmış ve bizim evrenimizde soyu
tükenmiş olan türler başka bir evrende evrimleşmiş ve adapte olmuş olabilir. Diğer
yandan biz insanların nesli başka bir evrende tükenmiş de olabilir. Bu iddia oldukça
kafa karıştırıcı ve düşük olasılıklı gibi dursa da Everett bu düşünceyi benimsedi ve
tarihte paralel evren teorisini öne süren ilk kişi oldu. Fakat neden genç ve başarılı bir
fizikçi, o dönemde akıl almaz olarak nitelenebilecek bir teoriyi ortaya atarak gelecek
kariyerini riske atsın?
Çoklu dünya teorilerinin anlaşılırlığı ve mantıksallığı bir kenara dursun, Hugh
Everett’ in iddialarının altı elbette boş değildi. Onun mükemmel bir matematikçi,
ikonolastik bir kuantumcu olduğunu hatırlatmak gerekir. Özellikle parçacık fiziği
üzerine yaptığı çalışmalarıyla fiziğe yeni bir gerçeklik algısı katmış bulunuyor. Ama ne
yazık ki yaşadığı dönemde paralel evrenler hipotezine başta Niels Bohr olmak üzere
birçok büyük bilim adamı tarafından karşı çıkıldı. Sonraki süreçte Hugh Everett
yöneylem araştırmaları üzerine yoğunlaştı ve bu farklı alanda başarılarına devam etti.
Peki, Hugh Everett’ in çoklu dünyaları içine alan paralel evrenler hipotezini ortaya
atmasına sebep olan bilimsel temel neydi? Bu noktada Kuantum mekaniği ve çalışma
sistemini anlamamız gerekiyor. Kuantum yani parçacık fiziği madde ve ışığın, atom ve
atom altı seviyelerdeki davranışları üzerinde çalışır. Kuantum araştırmaları, atom
çekirdeğinin etrafındaki yörünge seviyelerinde bulunan elektronların aynı yörüngede
aynı anda birden fazla noktada gözlemlendiğini saptadı. Bu sebeple bir elektronun
yörüngedeki yeri olasılık değerlerine göre hesaplanırken, tam olarak yerinin tespit
edilmesi de mümkün görülmemektedir. Bu durumu Heisenberg Belirsizlik ilkesi
açıklıyor. 1927 yılında Werner Heisenberg tarafından öne sürülen kuantum fiziğinde
Heisenberg'in Belirsizlik İlkesine göre, bir parçacığın momentumu ve konumu aynı
anda tam doğrulukla ölçülemez (momentum değişimi = kütle değişimi x hız değişimi).
Bu durum ne ölçüm aletlerinin yanlışlığı ile ilgilidir ne de deneysel yöntemlerin
kalitesine bağlı bir durumdur; tam olarak doğanın kuantum mekaniksel açıklaması
içinde dalga özelliklerinin yapısından kaynaklanmaktadır. Yani bir atom ve atom altı
parçacıkları gözlemlemek için kullandığınız elektron mikroskobu haliyle atom
elektronlarının davranışlarını etkileyecek ve kesin bir sonuca asla ulaşılamayacaktır.
Biraz da olsa elektron davranışı ile çoklu dünya hipotezi arasındaki bağlantıyı anlamış olduk.
İşte Hugh Everett atom altı seviyede elektron davranışlarını makro düzeyde kendi evrenimize
uyarlamıştır. Bir elektron kendi yörüngesinde aynı anda birden fazla konumda bulunabildiğine
göre neden bu durum içinde bulunduğumuz evren için de geçerli olmasın? Elbette bu fikir o
dönemde olumsuz bir reaksiyon aldı. Önemli bilim adamları, atom altı düzeyde gerçekleşen bu
durumu makro düzeyde bilimsel bulmadılar. Hugh Everett bu yönde çalışmalarını bıraktı ama
paralel evrenler hipotezi son bulmadı. Bu sefer başka evrenler olabileceği düşüncesinin