Dokun Dergisi | Page 27

DOKUN Magna Ecclesia Abdullah Atala T oplumumuzun temel taşları, sembolleri zamanla bir bir koparıldı yüreklerimizden. Mesela Kudüs meselemiz, mesela hilafet davamız. Biz yine unutturulmaya çalışılan bir değerimizden bahsedeceğiz. Ayasofya bir sevdaydı, bizim sevdamızdı Ayasofya. Lakin bu sevda nice zamandır yürek yakmıyor, gönülleri titretmiyor. Bu konu sadece bizim toplumumuzun değil, topyekûn ümmetin meselesidir. Ayasofya bu toprakların sahiplerinin nişanesidir. Ayasofya ne taş, ne binadır. Ayasofya aziz bir hatıradır. Kutlu müjdenin anısıdır. Ne yazık ki seksen senedir Ayasofya, Sultanahmet’e imrenerek bakıyor. Ayasofya bugün semaya uzanmış ellere hasret çekiyor. Ayasofya’yı camiye çeviren, bahçesine bir de medrese yaptıran Sultan Fatih, buranın kıyamete kadar cami kalmasını vakfetmiş- tir. Söz konusu vakfiyeye rağmen 1934’te Ayasofya’nın müze haline getirilmesi tüm Müslümanları üzmüş, olay o günden bugüne gündemimizi oluşturmuştur. Necip Fazıl Ayasofya’yı şu sözlerle ifade etmiştir: “Ayasofya ne taş, ne çizgi, ne renk, ne cisim, ne de madde senfonisi. Sadece mana, yalnızca mana.” Ayasofya sevdalılarından birisi de Osman Yüksel Serdengeçti. Bu konuda kitaplar, şiirler yazmış, mahkemelerde Ayasofya müdafaası yapmış. Ayasofya duyarlılığını cümlelere şöyle aktarmış: “...Mabedimin göğsüne uzanan namahrem eli, Kimin elidir? Söyle Ayasofya, söyle Seni puthane yapan hangi delidir?...” Bu mabed, o kadar derin manalarda ele alınmış ki insanların sevgilerini, aşklarını dahi ifade ettikleri şiirlerde özne olmuş. Şöyle ifade ediyor şair aşkını: “Yüreğimi kapattım ibadetlere Ayasofya gibi Ne camiyim, ne kilise Sol yanım senin eserlerinle dolu eski bir müze şimdi.” Ayasofya’nın kendileri için ikinci Kudüs olduğunu dillendirdi. Ayasofya mana olarak o kadar ağırdır ki, işgal kuvvetleri bile camilikten çıkarma cesaretini gösterememişlerdir. Bu iş ancak içeriden yapılabilmiştir. Böylece Ayasofya üzerinden bir millet mağdur, bir tarih mahkûm edilmiştir. Ayasofya’nın tekrar camiye dönüşmesi bağımsızlık meselemizle de yakından alakalıdır. Eğer tarih sahnesinde yeniden “biz” olarak yer almak istiyorsak Ayasofya camiye çevrilmelidir. Biz haddini aşıp Ayasofya’yı kilise ilan eden küstah papazlara karşı haykırma mücadelesi veriyoruz. Bu papazlara cesaret olan Ankara’nın sessizliğine ve basiretsizliğine sesleniyoruz. Ayasofya’yı tekrar camiye çevirmek irade ister, yürek ister. Merak ediyoruz; Ankara, Ayasofya’nın açılması haykırışları karşısında daha ne kadar Sultanahmet’i işaret edecek? Bu sessizliğini daha ne kadar sürdürecek? Şairin ifadesiyle diyoruz ki; “Ey vekiller, halktan aldığınız iradeyi kullanmazsanız tutulsun diliniz, kurusun elleriniz! Söyleyin sizi bağlayan nedir, bilelim. Çözemezseniz bırakın milletle çözelim. Kıralım zincirleri, boğum boğum ezelim.” Olmadığın İstanbul dar bana Ayasofyam, Gülmediğin İstanbul kor bana Ayasofyam. Bugün bizlere deniyor ki önce camiler dolsun, sonra bakarız. Türkiye’de bırakın Sultanahmet’i dolduracak cemaati, namaz kılan dahi kalmasa da Ayasofya aslına dönüşmelidir. Bize ait olana biletle değil, abdestle girmeliyiz. Ayasofya’yı turizm sembolü değil, yeniden fethin sembolü haline getirmeliyiz. Bugün görüyoruz ki patrikhane çevresi minaresiz Ayasofya resimlerini sitelerine koydu. Rum lobileri kilise rüyalarını dillendirdi. Batı Vesselam. *Ayasofya’nın tarihteki ilk adıdır. 27