DOKUN
Magna Ecclesia
Abdullah Atala
T
oplumumuzun temel taşları,
sembolleri zamanla bir bir
koparıldı yüreklerimizden.
Mesela Kudüs meselemiz, mesela
hilafet davamız. Biz yine unutturulmaya çalışılan bir değerimizden
bahsedeceğiz.
Ayasofya bir sevdaydı, bizim
sevdamızdı Ayasofya. Lakin bu
sevda nice zamandır yürek yakmıyor, gönülleri titretmiyor. Bu
konu sadece bizim toplumumuzun değil, topyekûn ümmetin meselesidir. Ayasofya bu toprakların
sahiplerinin nişanesidir. Ayasofya
ne taş, ne binadır. Ayasofya aziz
bir hatıradır. Kutlu müjdenin anısıdır. Ne yazık ki seksen senedir
Ayasofya, Sultanahmet’e imrenerek bakıyor. Ayasofya bugün
semaya uzanmış ellere hasret çekiyor.
Ayasofya’yı camiye çeviren,
bahçesine bir de medrese yaptıran
Sultan Fatih, buranın kıyamete
kadar cami kalmasını vakfetmiş-
tir. Söz konusu vakfiyeye rağmen
1934’te Ayasofya’nın müze haline
getirilmesi tüm Müslümanları üzmüş, olay o günden bugüne gündemimizi oluşturmuştur. Necip
Fazıl Ayasofya’yı şu sözlerle ifade
etmiştir: “Ayasofya ne taş, ne çizgi, ne renk, ne cisim, ne de madde
senfonisi. Sadece mana, yalnızca
mana.”
Ayasofya sevdalılarından birisi de Osman Yüksel Serdengeçti.
Bu konuda kitaplar, şiirler yazmış,
mahkemelerde Ayasofya müdafaası yapmış. Ayasofya duyarlılığını
cümlelere şöyle aktarmış:
“...Mabedimin göğsüne uzanan namahrem eli,
Kimin elidir?
Söyle Ayasofya, söyle
Seni puthane yapan hangi delidir?...”
Bu mabed, o kadar derin manalarda ele alınmış ki insanların
sevgilerini, aşklarını dahi ifade ettikleri şiirlerde özne olmuş. Şöyle
ifade ediyor şair aşkını:
“Yüreğimi kapattım ibadetlere
Ayasofya gibi
Ne camiyim, ne kilise
Sol yanım senin eserlerinle
dolu eski bir müze şimdi.”
Ayasofya’nın kendileri için ikinci
Kudüs olduğunu dillendirdi.
Ayasofya mana olarak o kadar ağırdır ki, işgal kuvvetleri bile
camilikten çıkarma cesaretini gösterememişlerdir. Bu iş ancak içeriden yapılabilmiştir. Böylece Ayasofya üzerinden bir millet mağdur,
bir tarih mahkûm edilmiştir. Ayasofya’nın tekrar camiye dönüşmesi bağımsızlık meselemizle de
yakından alakalıdır. Eğer tarih
sahnesinde yeniden “biz” olarak
yer almak istiyorsak Ayasofya camiye çevrilmelidir.
Biz haddini aşıp Ayasofya’yı
kilise ilan eden küstah papazlara
karşı haykırma mücadelesi veriyoruz. Bu papazlara cesaret olan
Ankara’nın sessizliğine ve basiretsizliğine sesleniyoruz. Ayasofya’yı
tekrar camiye çevirmek irade ister,
yürek ister. Merak ediyoruz; Ankara, Ayasofya’nın açılması haykırışları karşısında daha ne kadar
Sultanahmet’i işaret edecek? Bu
sessizliğini daha ne kadar sürdürecek? Şairin ifadesiyle diyoruz
ki; “Ey vekiller, halktan aldığınız
iradeyi kullanmazsanız tutulsun
diliniz, kurusun elleriniz! Söyleyin
sizi bağlayan nedir, bilelim. Çözemezseniz bırakın milletle çözelim.
Kıralım zincirleri, boğum boğum
ezelim.”
Olmadığın İstanbul dar bana
Ayasofyam,
Gülmediğin İstanbul kor bana
Ayasofyam.
Bugün bizlere deniyor ki önce
camiler dolsun, sonra bakarız.
Türkiye’de bırakın Sultanahmet’i
dolduracak cemaati, namaz kılan
dahi kalmasa da Ayasofya aslına dönüşmelidir. Bize ait olana
biletle değil, abdestle girmeliyiz.
Ayasofya’yı turizm sembolü değil,
yeniden fethin sembolü haline getirmeliyiz.
Bugün görüyoruz ki patrikhane
çevresi minaresiz Ayasofya resimlerini sitelerine koydu. Rum lobileri kilise rüyalarını dillendirdi. Batı
Vesselam.
*Ayasofya’nın tarihteki ilk adıdır.
27