Dokun Dergisi | Page 10

DOKUN EV TİPİ Fatih Akmanşen D inimizi, kâinatın göbeğine bir kurtuluş vesilesi olarak güneş gibi doğduran Rabbimiz, Peygamberine ilk emrinden sonra “kalk ve uyar” hitabında bulundu. Bu emir üzerine Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, en yakınındaki insandan başlayarak birer birer insanları Allah’a ve Allah’ın dışındaki her türlü şirk unsurunu reddetmeye davet etti. Bu “kalk” emriyle birlikte davet ve ibadet, “oturulan yerin” dışına da taşınmış oldu. Meskeninden (oturduğu yerden) çıkıp dünyaya açılmayı mecbur kıldı. Kuranın bütün müminlere ve hidayet rehberi olarak indiğine iman etmemiz; çok önemli bir noktayı zihinlerimize ve yüreklerimize kazımamızı gerektirmektedir. Allah azze ve celle, peygamberine hitaben bütün mümin kullarına, “Ey benim sevgili kulum! Ne diye üzerine -gevşeklik, yılgınlık, reha- 10 vet- örtünü çekerek yatıyorsun? Sana büyük bir vazife verilmiştir. Onu yerine getireceksin. Onun için tam bir kararlılıkla ile kalk!” diye sesleniyor. Kuran, bütün zaman ve mekâna indirilmiş bir kitaptır. 1400 sene önce nazil olan ayetlerin anlattığı dünya ile bugünkü dünya birebir aynıdır. O gün insanlık için var olan ne varsa bugün de varlığını korumaktadır. Aynı gökyüzü, aynı yeryüzü ve bu ikisi arasında var olan her şey aynıdır. Kuran, zaman ve mekân ayırımı yapmaz. Aynı zaman ve aynı mekânda varlığını sürdürür. Çünkü kıyamete kadar bir zaman ve bir mekân vardır. Bu da gösteriyor ki; on dört asır önce yaşanan bir hadiseyi bugün de yaşamak elbette mümkündür. Dönemin şartları sebebiyle gerçekleşme biçimi farklılık gösterse de olaylar aynıdır. Ashab-ı Kiram, Mekke döneminde nazil olan bir ayetteki hadiseyle Medine döneminde veya ileriki dönemlerde karşılaştıklarında, “bu ayet şimdi nazil oldu” dediler. Yani ayeti, o gün o saatte yaşadıkları hadise üzerinde müşahede ederek hatırladılar. O gün nazil olmuş gibi gördüler. Buradan tekrar baştaki ayete dönecek olursak; bugün de Müslümanlar, karşılaştıkları bir takım olaylar sonucunda ayetleri hatırlıyor ve günümüze nasıl indiğini görüyorlar. Biz de, kitle olarak Müslümanların çoğunluğunun farkında olmadığı veya bir başka ifadeyle farkına vardırılmadığı bir olay karşısında bu ayeti hatırlayıp, “işte bu ayet bugünlerde nazil oldu” demek zorunda kalıyoruz; “kalk ve uyar”… Bugün İslam’ı yeryüzüne hâkim kılma görevi ve hedefi bulunan biz müminlerin, bu hedef önündeki en büyük engellerinden, en gizli setlerinden biri; İslam’ı gönüllerimizde değil ceplerimizde, gizli sandıklarımızda taşımamız ve bu durumun ortaya çıkardığı “Müslümanlığı belli bir mekâna sıkıştırma” hastalığımızdır. Bu hastalık, şeytanla işbirliği içinde olan her renk ve ırktan milletlerin üzerimize üşüşmesi ve bizi akidemiz, şeriatımız ve varlığımızla ortadan kaldırma projeleriyle içimize sindirildi. Çünkü bütün küfür cephesi, Müslüman’ı sindirme, davasından vazgeçirme ve sonunda yok etme gayesindedir. Teknoloji çağına kadar farklı isimlerle fakat bu gaye uğrunda tek millet halinde Müslümanlara karşı göğüs göğüse, kılıç ve kalkanlarla, siperlerin ardında tüfeklerle çarpıştı. İslam’ı, imanlarıyla yüreklerinde taşıyan ve hayatlarını Müslümanlaştıran insanlar da Allah’ın yardımıyla onlara karşı zaferler kazandılar. Teknolojinin çağına girilmesiyle birlikte küfür cephesi taktik değiştirdi. Kapısından giremedikleri iman evimize bacadan girmeye çalıştılar. Ne yazık ki; iman namusuna sahip çıkmada gevşeklik ve yılgınlık gösteren Müslümanların iman evleri, küfrün fitnelerinden etkilendiler.