DOKUN
EV TİPİ
Fatih Akmanşen
D
inimizi, kâinatın göbeğine
bir kurtuluş vesilesi olarak
güneş gibi doğduran Rabbimiz, Peygamberine ilk emrinden
sonra “kalk ve uyar” hitabında
bulundu. Bu emir üzerine Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem,
en yakınındaki insandan başlayarak birer birer insanları Allah’a
ve Allah’ın dışındaki her türlü şirk
unsurunu reddetmeye davet etti.
Bu “kalk” emriyle birlikte davet
ve ibadet, “oturulan yerin” dışına
da taşınmış oldu. Meskeninden
(oturduğu yerden) çıkıp dünyaya
açılmayı mecbur kıldı.
Kuranın bütün müminlere ve
hidayet rehberi olarak indiğine
iman etmemiz; çok önemli bir
noktayı zihinlerimize ve yüreklerimize kazımamızı gerektirmektedir.
Allah azze ve celle, peygamberine
hitaben bütün mümin kullarına,
“Ey benim sevgili kulum! Ne diye
üzerine -gevşeklik, yılgınlık, reha-
10
vet- örtünü çekerek yatıyorsun?
Sana büyük bir vazife verilmiştir.
Onu yerine getireceksin. Onun
için tam bir kararlılıkla ile kalk!”
diye sesleniyor.
Kuran, bütün zaman ve mekâna indirilmiş bir kitaptır. 1400
sene önce nazil olan ayetlerin anlattığı dünya ile bugünkü dünya
birebir aynıdır. O gün insanlık için
var olan ne varsa bugün de varlığını korumaktadır. Aynı gökyüzü,
aynı yeryüzü ve bu ikisi arasında
var olan her şey aynıdır. Kuran,
zaman ve mekân ayırımı yapmaz.
Aynı zaman ve aynı mekânda varlığını sürdürür. Çünkü kıyamete
kadar bir zaman ve bir mekân vardır. Bu da gösteriyor ki; on dört
asır önce yaşanan bir hadiseyi bugün de yaşamak elbette mümkündür. Dönemin şartları sebebiyle
gerçekleşme biçimi farklılık gösterse de olaylar aynıdır.
Ashab-ı Kiram, Mekke döneminde nazil olan bir ayetteki hadiseyle Medine döneminde veya
ileriki dönemlerde karşılaştıklarında, “bu ayet şimdi nazil oldu”
dediler. Yani ayeti, o gün o saatte
yaşadıkları hadise üzerinde müşahede ederek hatırladılar. O gün
nazil olmuş gibi gördüler. Buradan tekrar baştaki ayete dönecek
olursak; bugün de Müslümanlar,
karşılaştıkları bir takım olaylar sonucunda ayetleri hatırlıyor ve günümüze nasıl indiğini görüyorlar.
Biz de, kitle olarak Müslümanların
çoğunluğunun farkında olmadığı
veya bir başka ifadeyle farkına
vardırılmadığı bir olay karşısında
bu ayeti hatırlayıp, “işte bu ayet
bugünlerde nazil oldu” demek zorunda kalıyoruz; “kalk ve uyar”…
Bugün İslam’ı yeryüzüne hâkim kılma görevi ve hedefi bulunan biz müminlerin, bu hedef
önündeki en büyük engellerinden,
en gizli setlerinden biri; İslam’ı gönüllerimizde değil ceplerimizde,
gizli sandıklarımızda taşımamız
ve bu durumun ortaya çıkardığı
“Müslümanlığı belli bir mekâna
sıkıştırma” hastalığımızdır.
Bu hastalık, şeytanla işbirliği
içinde olan her renk ve ırktan milletlerin üzerimize üşüşmesi ve bizi
akidemiz, şeriatımız ve varlığımızla ortadan kaldırma projeleriyle
içimize sindirildi. Çünkü bütün küfür cephesi, Müslüman’ı sindirme,
davasından vazgeçirme ve sonunda yok etme gayesindedir.
Teknoloji çağına kadar farklı
isimlerle fakat bu gaye uğrunda
tek millet halinde Müslümanlara
karşı göğüs göğüse, kılıç ve kalkanlarla, siperlerin ardında tüfeklerle çarpıştı. İslam’ı, imanlarıyla
yüreklerinde taşıyan ve hayatlarını Müslümanlaştıran insanlar da
Allah’ın yardımıyla onlara karşı
zaferler kazandılar. Teknolojinin
çağına girilmesiyle birlikte küfür
cephesi taktik değiştirdi. Kapısından giremedikleri iman evimize
bacadan girmeye çalıştılar. Ne
yazık ki; iman namusuna sahip
çıkmada gevşeklik ve yılgınlık gösteren Müslümanların iman evleri,
küfrün fitnelerinden etkilendiler.