Köprü
Faruk Yıldız
Her şey tamam olunca benim gibi üç polisi daha içeri tıkıştırıp fiyakalı
bir isim buldular yapacağımız işe: “Müzakere Timi” Vazife gayet açık.
Gece gündüz beklemek, niyeti bozan biri çıkınca da koluna yapışıp buna
engel olmak.
Tam 674 kişi…
Evet, geçen yıl tam 674 kişi tırabzanlara tutunup köprüden aşağı sarktı.
Her defasında birimiz ekranda bir karartı gördü ve sanki beklediğimiz bu
şeyi hiç beklemiyor gibi telaşla diğerlerine haber verdi. Bıkmadan,
usanmadan, koştuk ve yetiştik her seferinde. Hepsini, yani neredeyse
hepsini, “kurtardık”. Hayat denen muammanın yaşamaya değer bir şey
olduğuna ikna ettik insanları. Artık şuna eminim. Hesapsızca ölmek
isteyen biri, bunu asla yapmaz. Bir köprüye çıkmaz, pazarlık etmez,
beklemez, korkmaz ya da düşünmez. Ölmek ister, bir yolunu bulur ve
ölür! Sessiz ve habersizce… İş bize kalmışsa eğer ortada belli ki bir
tiyatro vardır. Akıl almaz isteklerin, isyanların, küfürlerin, tutulmayan
sözlerin, yalvarmaların havada uçuştuğu; tekrar tekrar oynanan tuhaf
bir oyun... Perdeyi her defasında biz kaparız. Yeteri kadar bekler,
ezberimizi tekrarlar ve en son alkışlar eşliğinde başrol kahramanımızı
sahneden indiririz. Hep aynı şekilde… Uç uca eklenen bu mutlu sonlar
teranesinin tek istisnası iki ay önce, soğuk bir perşembe gecesi yaşandı.
İki ay önce…Yani ben henüz işinde gücünde biriyken. Yani henüz
televizyonlarda adı anılmamış ve birinin ölümüne sebep biri sayılmadan
önce...
Gececiydik o hafta. Ben ve Hamit…