Belki bir saray çıkıntısı, belki çaresiz bir yoksul, belki
de defineye malik viranelerdendi kim bilir? 16.
yüzyılın büyük âlimlerinden aynı zamanda Kanuni
Sultan Süleyman’ın süt kardeşi olan Yahyâ Efendi
1495 yılında Trabzon’da dünyaya gelmiş. 30
yaşlarında İstanbul’a gelerek ilimde derinleşmiş. Bir
müddet müderrislik yapmış. Bir divançe oluşturacak
kadar şairliği de varmış.
Padişaha yakınlığı nedeniyle halkla saray arasında bir köprü vazifesi de üstlenmiş olan
Yahyâ Efendi yazdığı bir mektup üzerine Kanuni’nin hışmına uğrayarak medresedeki
görevinden azledilmiş. Eskilerin tabiriyle çift kanatlı manasına “Zülcenaheyn“ yani hem
ilim hem irfan ehli bir zat olan Yahyâ Efendi hazretleri bundan sonra, o vakitler yıldız
tepesinden boğaza kadar uzanmakta olan bu araziyi alarak hizmetini bu dergâhta
sürdürmüş. Dergâh’ın yapılış tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber çeşme üzerindeki
kitabeye istinaden 1538 tarihli olması muhtemeldir. İstanbul boğazının manevi
koruyucularından biri kabul edilen Yahyâ Efendi üveysi meşrep olup denizcilerinde piri
sayılırmış. Osmanlı donanması sefere gideceği zaman dergahın karşısından Yahyâ efendiyi
selamlayıp öyle çıkarmış. Kendisinden sonra gelen zevat Nakşi yolunu tutmuş. Yahyâ
Efendi’nin vefatından sonra II.Selim mimar Sinan’a bir türbe yaptırmış. Dergâh zaman
zaman yaptırılan tamir ve eklemelerle genişlemiş. Son olarak 1873 ‘de Pertevniyal Valide
Sultan’ın yaptırdığı esaslı tamir ile bu günkü şeklini almış. İmparatorluğun son yüzyılında
saray’ın Beşiktaş’a taşınmış olmasının da etkisiyle olsa gerek hanedan mensuplarından ve
devletin ileri gelenlerinden pek çok kişi Yahyâ Efendi dergâhına sırlanmış, böylelikle
dergâhın haziresi giderek genişleyerek bir kabristan halini almış.
2013 tarihinde bir restorasyon yapılmış.Günümüzde
benim keşfettiğim yıllarla
kıyaslandığında oldukça bakımlı bir durumda olan Dergahın girişinde bir kütüphane
karşılıyor ziyaretçilerini. Cümle kapısından geçip üstü kısmen kapalı, bir taşlıktan türbeye
doğru ilerliyorsunuz. Bu arada Yahya Efendi dergâhının daimi sakinleri kediler kâh
mezarların üzerinde, kâh giriş kapısının çevresinde hemen bir merhaba diyorlar size.
Zannederim cami ve dergâhlarda zikrullah ile biriken olumlu enerjiyi bu hayvancağızlar
hissedebiliyorlar. İstanbul’un dört köşesinde nerede bu gibi bir yer varsa, umumiyetle
orada yaşayan bir kedi gurubu da oluyor. Fakat Yahyâ Efendi hazretlerinin kedileri kadar
mekanı sahiplenmiş, insana alışkın ve sokulgan kedileri başka hiçbir yerde görmedim. Bir an
duraklasanız, özel bir ilgi göstermeseniz bile hemen biri gelip ayaklarınıza dolanıveriyor.
50