Aşk – Suzan Özer
Biri yanıcı öbürü yakıcı olan iki elementin bir araya gelmesiydi
suyun zahir oluvermesi. Muhtevasındaki her şeyi kendiyle beraber
yok etme arzusunda olan bu iki madde bir araya gelerek ab-ı hayat
olmuştu. İnsan aklının önünde diz çöktüğü bu mucizeyle her canlı
nesne, her gün hayat bulurken içtiğinin ne yanan ne de yakan bir
madde olduğunun tadına elbet varamaz. Yanan maddenin serinlik,
yakan maddenin hayatın remzi olmasındaki hayret, bu ikisini
birleştirip ateşi elde eden bilgenin hayreti kadar hayret vericiydi.
Yapılan onlarca deneyin sonunda su yerine ateşi elde edişi akıl
muhtevasına sığdıramamış olacak ki bıkmadan deneyini devam
ettirmişti.Ve inanması güç bu olaya inanmamış olacak ki tam yüz defa
pes etmeden deneyini sürdürecekti. Fakat her defasında elde ettiği
suyun serinliği değil ateşin tam da kendisi. Peki bir maddenin cevheri
kendisinin tam da tersi olabilir miydi? Yakan ve de yanan maddenin
sonucu bu kadar zıt bir şey olabilir miydi ki? Oluyormuş. Yanan ve de
yakan aradaki ilahî bağla ateşi söndüren oluveriyormuş. İki hidrojen
bir oksijen birleşip suyun cevheri olmuştu. Serinlik olmuştu. Bu haliyle
aşka ne çok benzer olmuştu. Zira aşkın yapı taşı zannımca yanmaktı.
Ve hatta aşkta elzem olan yana yana yaşamaktı. Kaynama noktası olan
suyun doyma noktası yoktu. Tıpkı içtikçe içesin gelen su gibi sevdikçe
sevesin gelirdi aşkta. Nuh'un gemilerini taşıyan, İbrahim'in ateşine
serinlik olan su, İsmail'in topuklarından akıp abıhayat olmuştu.
Fiziğinle kimyanla aşka en yakın zahir olmuştun. Zira o aşk ki su misali
ruhlara hayat dağıtırdı. Bedenler kabına sığmaz olur mesafeler ışık
hızından daha yakın olurdu.
78