Dilhâne Ekim ekim | Page 78

Aşk – Suzan Özer Biri yanıcı öbürü yakıcı olan iki elementin bir araya gelmesiydi suyun zahir oluvermesi. Muhtevasındaki her şeyi kendiyle beraber yok etme arzusunda olan bu iki madde bir araya gelerek ab-ı hayat olmuştu. İnsan aklının önünde diz çöktüğü bu mucizeyle her canlı nesne, her gün hayat bulurken içtiğinin ne yanan ne de yakan bir madde olduğunun tadına elbet varamaz. Yanan maddenin serinlik, yakan maddenin hayatın remzi olmasındaki hayret, bu ikisini birleştirip ateşi elde eden bilgenin hayreti kadar hayret vericiydi. Yapılan onlarca deneyin sonunda su yerine ateşi elde edişi akıl muhtevasına sığdıramamış olacak ki bıkmadan deneyini devam ettirmişti.Ve inanması güç bu olaya inanmamış olacak ki tam yüz defa pes etmeden deneyini sürdürecekti. Fakat her defasında elde ettiği suyun serinliği değil ateşin tam da kendisi. Peki bir maddenin cevheri kendisinin tam da tersi olabilir miydi? Yakan ve de yanan maddenin sonucu bu kadar zıt bir şey olabilir miydi ki? Oluyormuş. Yanan ve de yakan aradaki ilahî bağla ateşi söndüren oluveriyormuş. İki hidrojen bir oksijen birleşip suyun cevheri olmuştu. Serinlik olmuştu. Bu haliyle aşka ne çok benzer olmuştu. Zira aşkın yapı taşı zannımca yanmaktı. Ve hatta aşkta elzem olan yana yana yaşamaktı. Kaynama noktası olan suyun doyma noktası yoktu. Tıpkı içtikçe içesin gelen su gibi sevdikçe sevesin gelirdi aşkta. Nuh'un gemilerini taşıyan, İbrahim'in ateşine serinlik olan su, İsmail'in topuklarından akıp abıhayat olmuştu. Fiziğinle kimyanla aşka en yakın zahir olmuştun. Zira o aşk ki su misali ruhlara hayat dağıtırdı. Bedenler kabına sığmaz olur mesafeler ışık hızından daha yakın olurdu. 78