Yaşamanın En Ağır İspatı
Yazı
Gökhan Kırcılı
Ama yapamam ki yeniden hayatı yaşamayı göze alamam. Var olduğum
saniyelerin külfeti varken... Bir yalnızlık senfonisi eşliğinde yaşadığım anlar,
geri gelme ihtimalini düşünmeden yaşadığım anlar, duygularıma egemen
acıların içinde kalan senfonide tekrar bulmayı hiç düşünmedim kendimi.
Uykuya yattığım hiçbir geceyi sana ithaf etmedim zira! Bulduklarımı
kaybetmedim ben. Hep hastalıklı bir tavırla biriktirdim. Oysa acılar vardı
dolaplarımda biriktirdiğim. Her gün yüzlerce hayatı yaşamak zorunda
kalsam da...Gitme diye başlayan yüzlerce şarkı dinledikten sonraki insanın
en olmadık zamanlarda neden gitmek zorunda olduğunu anladım. Aslında
giden yoktu, sadece gitmesi istenen duygular... İçinde patlamaya hazır bir
gözyaşı... Ateş içinde kalmış bir külden arta kalanları toplamak gibi bir şey
oluyor artık aşk...Daha yeni doğan bir güneşe bakmanın en çok acı verdiği
anlar. Yaşamanın aslında sana inat olduğunun anlaşılmasının en ağır
ispatı.‘Gece gelir ne gelirse’ diyenlere inat beklerken, beklediğinin ne
olduğunu anlamanın ve özümsemenin verdiği acıyla kıvranırken yağmur
düşen camın önünde gelecek olan her neyse kabullenmeyi göze
almışsındır artık. Aşk böyleydi...Acıyı kabullenmek...Yok, daha başka tarifi.
İçinde olan ne ise öylece kaygısızca... Beklemek... Bazı zamanları ters düz
etmek…
48