Dilhâne Ekim ekim | Page 48

Yaşamanın En Ağır İspatı Yazı Gökhan Kırcılı Ama yapamam ki yeniden hayatı yaşamayı göze alamam. Var olduğum saniyelerin külfeti varken... Bir yalnızlık senfonisi eşliğinde yaşadığım anlar, geri gelme ihtimalini düşünmeden yaşadığım anlar, duygularıma egemen acıların içinde kalan senfonide tekrar bulmayı hiç düşünmedim kendimi. Uykuya yattığım hiçbir geceyi sana ithaf etmedim zira! Bulduklarımı kaybetmedim ben. Hep hastalıklı bir tavırla biriktirdim. Oysa acılar vardı dolaplarımda biriktirdiğim. Her gün yüzlerce hayatı yaşamak zorunda kalsam da...Gitme diye başlayan yüzlerce şarkı dinledikten sonraki insanın en olmadık zamanlarda neden gitmek zorunda olduğunu anladım. Aslında giden yoktu, sadece gitmesi istenen duygular... İçinde patlamaya hazır bir gözyaşı... Ateş içinde kalmış bir külden arta kalanları toplamak gibi bir şey oluyor artık aşk...Daha yeni doğan bir güneşe bakmanın en çok acı verdiği anlar. Yaşamanın aslında sana inat olduğunun anlaşılmasının en ağır ispatı.‘Gece gelir ne gelirse’ diyenlere inat beklerken, beklediğinin ne olduğunu anlamanın ve özümsemenin verdiği acıyla kıvranırken yağmur düşen camın önünde gelecek olan her neyse kabullenmeyi göze almışsındır artık. Aşk böyleydi...Acıyı kabullenmek...Yok, daha başka tarifi. İçinde olan ne ise öylece kaygısızca... Beklemek... Bazı zamanları ters düz etmek… 48