DEFTERHÂNE’DEN TAPU VE KADASTRO’YA | Page 155

Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Defterhâne-i Hakanî şekilde uygulanıp suiistimallere yol açmış ve dolayısıyla devlete zarar vermiştir. Tapu senedi düzenlenmesinin yeni bir usule sokulması ve buna bir düzen verilmesiyle verilen senetlerin kayıt altına alınmasının en lüzumlu konulardan birisi olduğu Tebliğ’de belirtilerek, senetlerin düzenlenmesi ve bir sicile kaydedilmesi hususunda kalemlerden birisinin yetkilendirilmesinin gerekliliği ortaya konulmuştur. Senet verme işi ile ilgili olarak da Defterhâne-i Âmire Kalemi görevlendirilmiş olup, tapu senetlerinin bundan sonra Defter Emâneti mührüyle mühürlenerek verilmesi ve verilen senetlerin kaydedilmesi karara bağlanmıştır. Resmî Tebliğ’in ortaya koyduğu bu hükümler, topraktan alınan vergi gelirlerini merkezî hazinenin elinde toplamayı ve arazi hukukuyla ilgili muameleleri bölgeden bölgeye değişmeyen, kişilerin tasarrufuna ve keyfîliğine bırakılmayan belirli bir nizam içinde ve merkezî kontrol altında yürütmeyi hedef almıştır. Böylece eski düzenin devlete ve tebaaya zarar veren unsurları da temizleniş olacaktır. Arazi ile ilgili tasarrufa yönelik kayıtlar daha önce tahrir defterlerinde de kaydedilmekte ise de bunlar daha ziyade askerî ve malî hususlara yönelik kayıtlardı. Tanzimat’tan sonra ise adı yine mîrî arazi olarak geçmekteyse de uygulamada bu araziler üzerinde özel mülkiyete doğru bir eğilim olduğu açıkça görülmektedir. Nitekim tebliğin son kısmında da görüleceği üzere erkek çocukların yanında kız çocukların da miras hakkı tanınması bu eğilimi açıkça ortaya koyan önemli gelişmedir. Örfî hukuka ait bir alanda özel mülkiyetle alakalı şer’î miras hukuku kaidelerinin uygulanmaya başlaması ve sonraki kısımlarda da görüleceği üzere şer’î hukukun örfî hukuk alanına yayılması bu değerlendirmeyi teyit etmektedir. Bu Tebliğ’den yalnızca bir hafta sonra 14 C.Evvel 1263 (30 Nisan 1847) tarihli ve “İrade-i Seniyyeyi Mutazammın Tebliğ-i Resmî”de önceki resmî tebliği dayanak göstererek “…arazi-i mîrîye veraseti hukukundan kız evlatlar mahrum olmakta ise de, bundan sonra tasarruf hakkına sahip olacakları ve kadınlar üzerinde bulunan arazinin ise kadim kanunlar çerçevesinde ne oğla ne kıza intikal edebilirken bundan sonra babadan olduğu gibi anadan da oğla ve kız evlada intikal edebileceğini…” 572 hüküm hâline getirmiştir. Halbuki, bundan öncesinde ana14 C.Evvel 1263 (30 Nisan 1847) tarihli ve “İradei Seniyyeyi Mutazammın Tebliğ-i Resmî 572 Karakoç Serkiz, a.g.e., C.I, s.126 135