yeniden inşa edilerek 2004’te açıldı. Köprü ve şehir 2005’te UNESCO dünya mirasları listesine dahil edildi.3
Mostar Köprüsünün tarihî-turistik değerinin yanında kültürel özellikleri de var. Ahali halkından genç erkekler, bir kıza talip oldukları zaman bu köprüden atlayarak cesaretlerini ispat
ederlermiş. Günümüzde bunu bu amaçla yapan var mı bilmiyorum, ama biz para karşılığı
köprüden atlayan, işi sektörleştirmiş bir yüzücüye denk geldik. Gayet başarılı bir dalış yaptı
ve kıyıya ulaştığında arkadaşının topladığı bahşişleri teslim aldı.
Geleneksel Mostar atlayışı
Köprüden geçip Mostar’ın dar caddelerinde dolaşırken Türkiye Başkonsolosluğu’nu da gördük, hemen önünde bir fotoğraf çektirdim. Bu sırada bir çift gözün üzerimde olduğunu hissettim. Fotoğraf çekildikten sonra bir Boşnak bana İngilizce sordu, “Türkiyeden mi?”
“Evet,” dedim, tanıştık. İsmi Nurid imiş. Otuzlu
yaşlarda temiz giyimli bir adamdı. İsmim kendisine
tanıdık gelmiş olacak, birdenbire yüzü aydınlandı,
“Ben de Yunus Emre Enstitüsü’nde çalışıyorum” dedi.
Bu kurum Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık’a bağlı
olarak “Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar” idaresi kapsamında Balkanlar’ın hemen her yerinde oranın insanlarına Türkçe, Türk sanatları ve Türk kültürüne dair dersler veriyor. Öğrencilerin bir kısmını alıp
dil öğrenimi için Türkiye’nin çeşitli şehirlerine gönderiyor, onlar için turistik geziler düzenliyor. Mimarî
alanda TİKA’nın, kültürel alanda da Yunus Emre
Enstitüsü’nün Balkanlar’daki faaliyetleri takdire şayan.
Nurid Bey ile sohbetin devamında Tuzla’lı olduğunu öğrendim. Tabii İstanbul’daki Tuzla değil, Bosna’nın Tuzla’sı. İstanbul’daki Tuzla da adını buradan
gidip yerleşen Boşnaklardan almış.
3
Muhammed Aruçi, “Mostar Köprüsü”, DİA, C. XXX, s.298-299
8