Aralık aralık | Page 43

Kalplerin Mühürlenmesine Giden Yol: Ezanın Türkçeleştirilmesi Hamide Akkaya Nefes aldığımız her günün, beş vaktinde hoş bir seda ulaşır minarelerden hanemize. Minareleri dolduran huşu, önce kulaklara, sonra kulaklardan gönüllere ulaşır. “Allah’u Ekber” nidasını duymaya başlayan insanın bir yandan gönlü temizlenirken diğer yandan ruhu da gönlüyle aynı anda temizlenir. Allah’ın davetine icabet ettiğinde anlar insan bu hali; zerre zerre temizlendiğini. Kulunu huzuruna bekleyen Rabbimizin ne kutlu bir davetidir Ezân-ı Muhammedî… Kulaklarımız şükürler olsun ki aşinadır bu sese. Hayatımız boyunca duymak istediğimiz bu ilahi ses, duymaya alışkın olduğumuz en elzem ses olmuştur. Nasıl olmasın? Daha doğduğumuz anda dinletilmedi mi bu ses bize, temiz kalalım, her daim huzura yakın olalım diye. Hepimiz minarelerden yükselen “Allah-u Ekber” nidasını duyduk, ona alıştı kulaklarımız. Bir düşünelim, bir gün minarelerden "Allah-u Ekber" yerine "Tanrı Uludur" nidasını duyduğumuzu ve ezanın devamının da aynı şekilde Türkçe okunduğunu. Nasıl bir şaşkınlık olur bizler için öyle değil mi? Ezana huşu veren o tını artık kaybolur ve manevi söylemini kaybeden o ses ruha ulaşamadan kulaklarda kalır sadece. Ezanı-ı Muhammedi ne yazık ki bir vakit yoksun kaldı maneviyatından, kaybetmek zorunda kaldı huşusunu. Çünkü bir dönem Türkiye’deki minarelerden Arapça yerine Türkçe ezan sesi yükseldi.