Kalplerin Mühürlenmesine Giden Yol: Ezanın Türkçeleştirilmesi
Hamide Akkaya
Nefes aldığımız her günün, beş vaktinde hoş bir seda ulaşır
minarelerden hanemize. Minareleri dolduran huşu, önce kulaklara,
sonra kulaklardan gönüllere ulaşır. “Allah’u Ekber” nidasını duymaya
başlayan insanın bir yandan gönlü temizlenirken diğer yandan ruhu
da gönlüyle aynı anda temizlenir. Allah’ın davetine icabet ettiğinde
anlar insan bu hali; zerre zerre temizlendiğini. Kulunu huzuruna
bekleyen Rabbimizin ne kutlu bir davetidir Ezân-ı Muhammedî…
Kulaklarımız şükürler olsun ki aşinadır bu sese.
Hayatımız
boyunca
duymak
istediğimiz bu ilahi ses, duymaya
alışkın olduğumuz en elzem ses
olmuştur. Nasıl olmasın? Daha
doğduğumuz anda dinletilmedi mi
bu ses bize, temiz kalalım, her daim
huzura yakın olalım diye. Hepimiz
minarelerden yükselen “Allah-u
Ekber” nidasını duyduk, ona alıştı
kulaklarımız. Bir düşünelim, bir gün
minarelerden "Allah-u Ekber" yerine
"Tanrı
Uludur"
nidasını
duyduğumuzu ve ezanın devamının
da aynı şekilde Türkçe okunduğunu.
Nasıl bir şaşkınlık olur bizler için öyle
değil mi? Ezana huşu veren o tını
artık kaybolur ve manevi söylemini
kaybeden o ses ruha ulaşamadan
kulaklarda kalır sadece.
Ezanı-ı Muhammedi ne
yazık ki bir vakit yoksun
kaldı
maneviyatından,
kaybetmek zorunda kaldı
huşusunu. Çünkü bir dönem
Türkiye’deki minarelerden
Arapça yerine Türkçe ezan
sesi yükseldi.