Burroughs şarkıyı tekrarlıyor
– Sizin insanlık tarihi dediğiniz şey,
benim kaçış planımın başlangıcına dayanıyor-
Siz hâlâ vegan mısınız?
Siz hâlâ komünist misiniz?
Siz hâlâ kemalist misiniz?
Siz hâlâ feminist misiniz?
Siz hâşâ müslüman mısınız?
O kadar hızlı tüketiyorlar ki… Bu talebe yetişemiyoruz. Bir yerden
sonra tüketecekleri bir şey kalmıyor, damağa uygun ürün eksikliği
çekiyorlar. Tümüyle boşluğun içinde, sadece aşağı inerek saatler
geçirenlerini gördüm. Scroll down. Ekranı ufak bir hareketle aşağı
kaydır. – tüketiciler ayaklandı. DAHA FAZLASINI İSTİYORUZ!
Bağımlılığını kafasının içinde atlatmaya çalışıyor. Bir kez daha, bu
sefer son olacak. Peki kendini bir sonraki sefer için ikna etmek
istersen, o sıcak his, son sefer olduğuna emin olduğun sıcak bir esrime
anı, insanın kendini kandırışındaki ustalığın cazibesi.
Senin eski kafalılığın,
senin modası geçmiş ağzın, senin çaresiz karakterin; Bunlar toplumun
haz nesnelerine dönüşüyorlar. Ağzına tıkıştırdığımız kelimeler onun
kimliğini belirliyor. Yönetici ve yönetilen sınıf arasında bir ayrımclık
anlaşması, sessiz soğuk kolidorlarda iş adamlarının karıları üzerinde
yaptığı korkunç deneylerden bahsediyor. “Ama bilmelisin ki kuşkularım
var, gözlerime gölge düştüğünden beri beni koruyan çirkin bir şey var
üzerimde” . Modası geçmiş bir nefret söylemi kurbanını sokakta yürürken
görüyorum, kızgın bir şekilde kafasını kaşıyarak yanımdan geçiyor.
Siz hâlâ ben değil misiniz?
Konudan sapıyoruz. Uzak ve ucube bir dönem, tek istediğin!
- TUGAY ERDEM