Yıldız İşletme Kulübü RitmİK Gazetesi 2015 | Page 37
“Ağzı laf yapan ve zeki olan herkes çıkıp doğaçlama yapabilir ama karşındaki insanla ekip değilsen, yaptığın şeyin niteliği belli bir seviyenin
üzerine çıkamaz.”
“Doğaçlama bizim kaynağımız.”
Ankara DTCF Tiyatro Bölümü’nden arkadaşsınız, aynı bölümde okumak dışında sizi bir araya getirenler nelerdi?
Yiğit Arı: Aynı bölümde ancak farklı dönemlerdeydik. Ben dördüncü sınıftaydım,
Burak üçteydi. Altlı üstlü sınıflardaydık. Okulda drama dersine başlamıştık. Okul
bitince de o drama dersinden aldığımız feyzle dedik ki, “Biz bunu profesyonel olarak
da yani bir tiyatro türü olarak da oynayalım, bir grup oluşturalım.” Sonrasını hatırlamıyorum zaten, iş buraya kadar geldi. (Gülüyor)
Burak Satıbol: Aslında doğaçlama birleştirdi bizi. Herkes işin içine girdikten sonra
işi sevdiği için bizi bir araya getiren şey doğaçlama tiyatro olmuş oldu.
Mahşer-i Cümbüş adından, ad verme aşamasından ve sahneye ilk çıkış sürecinizden bahseder misiniz?
Yiğit Arı: Biz değişik isimlere bakıyorduk, bir arkadaşımız bu ismi önerdi. Farsça
kökenli bir kelime. “Cümbüşlü kalabalık” anlamına geliyor.
Burak Satıbol: En başta kabul edilmediğimiz dönemler oldu, “Bu tiyatro değildir!”
diyenler de oldu. Biz Ankara’dayken İstanbul’a turnelere geliyorduk. Burada çeşitli
sahnelerde oynuyorduk ve okulu bitirince de sektörün kalbinin asıl attığı yer olan
İstanbul’a yerleşmek gibi bir niyetimiz vardı. Bu turneler aslında bizim burayla köprü
kurmamızı sağladı. Okulu bitirince de gözümüzü karartıp buraya geldik. Elimizde
bavullarla İstiklal Caddesi’ni de çok gidip geldik. Çok süreçten geçtik. Bizim oynayacağımız gece sahne club oldu mesela, oyunumuzu oynayamadık. Kira sorunu yaşadık
ve sonunda kendi sahnemizi açmaya mecbur kaldık. Sonra çeşitli tesadüfler sayesinde
burada oynamaya başladık.
Yiğit Arı: Başta “Deli!” dediler. Oradaki arkadaşlarımız, hocalarımız “Ne yapıyorsunuz? Aman!” gibi laflar ettiler. “Sahne kiralayacaksınız ve sahne 7/24 sizin olacak! Sakın
ha! Oyununuzu kimse seyretmez!” dediler. “Batarsınız ,yeni mezun adamlarsınız.” dediler ama öyle sonuç hiç de öyle olmadı.
Peki, Ankara’da olsaydık bu daha kolay olurdu diyor musunuz?
Yiğit Arı: Sektörle ilişki kurma noktasında Ankara’da daha çok sorun yaşardık çünkü
okul bitti, biz Mahşer-i Cümbüş ekibini kurduk, iki yıl Ankara’da kaldık ve oynadık. İki
yıl içerisinde, özellikle de ikinci yılda, Ankara Sanat Tiyatrosu’nda oynuyorduk haftada
bir ve neredeyse Ankara Sanat Tiyatrosu’nu dolduracak bir seyirci kitlesi yakalamıştık
orada. Yani seyirciden yana Ankara’da da sorunumuz olmadı.
Burak Satıbol: Dönemi de göz önüne almanız gerekiyor. O dönemde Avangard Tiyatrolar var, binaların katlarında küçük 50-100 kişilik salonlar var ki Beyoğlu’nda hareketli bir tiyatro yaşantısı mevcut. Türkiye’nin dört tarafında da böyle yerler var. Biz
bu işe başlarken bunların hiçbiri yoktu Ankara’da. Mesela biz Ankara’da barda sahneye
çıkıyorduk ve bizim gibi hiçbir yerde sahne alan yoktu. İstanbul’a geldik, yine barlarda
sahne almaya başladık. Burada da bir ya da iki topluluk vardı barlarda sahneye çıkan.
O zamanlar böyle bir alışkanlık yoktu. Şimdi bir grup bir gösteri hazırlıyor ve barda
sahneye çıkıp bunu sahneliyor. Bu artık çok normal ama o zamanlar böyle bir şey çok
alışılmadıktı.
Yiğit Arı: Beyoğlu ve civarında 50-100 kişilik bir dairede ya da garajda minik minik
37