Geçmişinizi derinlemesine incelerken aynı gün
doğduğumuzu fark ettim. Bir ikizler erkeği olarak
ruh halinizin sürekli değiştiği oluyor mu?
Burçların varlığından hareketle durum değerlendirmesi
yapmak bana göre değil. Dahası burçlara inanmıyorum.
İnsanoğlunun kendine kalıplara sokup, davranışlarına anlam
kazandırmak için burçlara sığınması bana gülünç geliyor.
“Balık olduğum için bu kadar duygusalım” diyor biri, hayır
diyorum insan olduğundan, bu olan biten. Ruh halinin
değişmesini ise; iklim, psikolojik gerçekler, insanlarla ilişkiler
sağlar. Burçlara değil hurçlara inanıyorum… Vakumlu hurçlar
mesela, oldukça eşya topluyor. Hastasıyım…
Matrax ve Zekirdek dendiğinde hemen herkesin tanıdığı
bir komedyen olarak karşımıza çıkıyorsunuz.
Bunu yıllar içerisinde nasıl sağladığınız?
Herkesin tanımasını hiç istemedim. Tanındıkça bu işi yapmak
zorlaşıyor. Bir garson mesela, tanıdıysa beni, garson gibi ya da
diğer müşterilere davrandığı gibi davranmıyor.
Gereğinden fazla ihtimam, sürekli ilgi ve gerçek dışı
yaklaşımlar… İşte bunlar bana göre değil. Herkes gibi
davransın. Çorba biraz geç gelsin. Ben çorba nerde kaldı
diyeyim? Konuşalım. Besleneyim. Çorbadan değil sadece,
ilişkilerden, olan bitenden, normal olandan besleneyim.
Beslenmem hormonlu olmadıkça sağlıklı sürdürebilirim
işimi. Steril bir hayat yaşamayı sevmiyorum bu anlamda.
Geçen konservatuarda eğitim alan bir dinleyicime sordum
yayında; amacın ne? Ünlü olmak istiyorum dedi. Amacım hiç
tanınmak olmadı, sadece sevdiğim işi yapmak istedim.
Yapıyorum da… KDV’si maalesef tanınmak. Bir pop star,
aktör kadar elbette tanınmıyorum ama tanındığım kadarından
da kaçınıyorum. Aracıma kış lastiği alıyorum mesela…
Pazarlık yapmak istiyorum, pazarlık yaparken ortaya çıkan
bize has durumu seviyorum, tatmak istiyorum. Tanıyınca beni
esnaf, tüm tadı kaçıyor. Sana bu lastik gider diyor…
Fiyatı da o koyuyor. Ağzımızı açamıyoruz.
Show Radyo'daki programlarınızdan bahseder misiniz?
İki program yapıyorum. Zekirdek 16.00-18.00 saatleri
arasında. Evde, işte, iş çıkışında kulaklardayım bu saatte.
Beyaz yakalı diye tanımlanan grupla gülüp, eğleniyoruz.
Zekirdek’te, her konuda ahkam kesmesinden keyif aldığımız
bir Anadolu kadını Ayten Teyze gerçeği var. Dilinin kemiği
yok. Pat diye konuşan, programımızın maskotudur kendisi.
Televizyon programımda da yer vermiştim kendisine. Şahane
bir kadın. Matrax, gece 22.00’den sonra başlayan, neredeyse
sabaha kadar süren bir program. Sokağı radyoya, radyoyu
sokağa taşıdığımız bir program. Bir dinleyicimiz yayına katılıp
10 kişiye dürüm ayran benden, Taksim Meydanı’nda
bekliyorum diyor mesela. Karnı acıkan dinleyicimizi bulup,
dürümü götürüyor. Veyahut öğrenci evindeyiz, kömürümüz
bitti, şurada bekliyoruz dediğinde öğrenciler, bu çağrıya kulak
veren diğer dinleyiciler kömürlerini, battaniyelerini, sıcak
çorbalarını alıp öğrencilere koşuyorlar. Bir dayanışma ve
eğlence programı diyebiliriz. İki kişiyle başlayan, “sokakta
uzun eşek oynamak istiyoruz” çağrısına, 368 kişinin yanıt
verdiği, sokakta uzun eşek oynanan bir programa
dönüşebiliyor Matrax. Bir eğlence ve dayanışma programı
yani… Ve hep sokakta.
Aynı zamanda radyodaki programınızı televizyona
taşıdınız. 9 tane de kitap yazdınız.
Bu başarılarınızdan biraz bahseder misiniz?
Ben önce bir dergide yazıyordum. Bana yazdıkların gibi
radyo programı yapabilir misin dediler, yaptım.
Radyo programı iyi gitti. Ödüller falan… Radyoda anlattıklarını kitaba aktarır mısın dediler, denerim dedim. Yüz binlerce
okura ulaşacağımı düşünmedim bile. 2006 yılının en çok
okunan ilk 3 kitabından birini yazmış olmak da keyif
vericiydi. Yazar demeyelim ama… Ben yazarsam Gorki ne?
Yaşar Kemal, Dostoyevski ne? Sonra yazdıklarını sahnede
anlatır mısın dediler, 2008’den beri stand-up gösterilerimle
il il dolaşıyorum. Ve elbette televizyon. Radyo ve sahnede
anlattıklarını televizyonda anlatır mısın dediler, televizyon
macerası başladı. İki de televizyon programında çıraklık
yaptım. Ben bir şey talep etmedim…
Her şey kendiliğinden gelişti desem yeridir.
Yeni projelerinizden bahseder misiniz?
10. kitapla meşgulüm şu sıra… Yaz dediler, yazıyorum.
Son olarak biliyorsunuz dergimiz
bir mücevher -magazin dergisi.
Sizin takmaktan vazgeçemediğiniz
aksesuarlarınız var mı?
Vazgeçemediğim demeyelim de, ara
sıra taktığım diyelim... Küpe.
Onun da hikâyesi var.
Derste özgürlükten bahsederken
Cuma öğretmen, öğrencisi
“siz küpe takmaya cesaret
edebilir misiniz” diye soruyor ve
Cuma öğretmen de mıknatıslı bir
küpe takıyor.
Sonra sürgün ediliyor Cuma
öğretmen. Başına gelmeyen
kalmıyor. Küpe takmayı
sevmesem de, Cuma
öğretmen ve onun tavrı
kulağıma küpe olsun diye
takıyorum zaman zaman.
63