Voir magazin Ocak Sayısı | Page 63

Geçmişinizi derinlemesine incelerken aynı gün doğduğumuzu fark ettim. Bir ikizler erkeği olarak ruh halinizin sürekli değiştiği oluyor mu? Burçların varlığından hareketle durum değerlendirmesi yapmak bana göre değil. Dahası burçlara inanmıyorum. İnsanoğlunun kendine kalıplara sokup, davranışlarına anlam kazandırmak için burçlara sığınması bana gülünç geliyor. “Balık olduğum için bu kadar duygusalım” diyor biri, hayır diyorum insan olduğundan, bu olan biten. Ruh halinin değişmesini ise; iklim, psikolojik gerçekler, insanlarla ilişkiler sağlar. Burçlara değil hurçlara inanıyorum… Vakumlu hurçlar mesela, oldukça eşya topluyor. Hastasıyım… Matrax ve Zekirdek dendiğinde hemen herkesin tanıdığı bir komedyen olarak karşımıza çıkıyorsunuz. Bunu yıllar içerisinde nasıl sağladığınız? Herkesin tanımasını hiç istemedim. Tanındıkça bu işi yapmak zorlaşıyor. Bir garson mesela, tanıdıysa beni, garson gibi ya da diğer müşterilere davrandığı gibi davranmıyor. Gereğinden fazla ihtimam, sürekli ilgi ve gerçek dışı yaklaşımlar… İşte bunlar bana göre değil. Herkes gibi davransın. Çorba biraz geç gelsin. Ben çorba nerde kaldı diyeyim? Konuşalım. Besleneyim. Çorbadan değil sadece, ilişkilerden, olan bitenden, normal olandan besleneyim. Beslenmem hormonlu olmadıkça sağlıklı sürdürebilirim işimi. Steril bir hayat yaşamayı sevmiyorum bu anlamda. Geçen konservatuarda eğitim alan bir dinleyicime sordum yayında; amacın ne? Ünlü olmak istiyorum dedi. Amacım hiç tanınmak olmadı, sadece sevdiğim işi yapmak istedim. Yapıyorum da… KDV’si maalesef tanınmak. Bir pop star, aktör kadar elbette tanınmıyorum ama tanındığım kadarından da kaçınıyorum. Aracıma kış lastiği alıyorum mesela… Pazarlık yapmak istiyorum, pazarlık yaparken ortaya çıkan bize has durumu seviyorum, tatmak istiyorum. Tanıyınca beni esnaf, tüm tadı kaçıyor. Sana bu lastik gider diyor… Fiyatı da o koyuyor. Ağzımızı açamıyoruz. Show Radyo'daki programlarınızdan bahseder misiniz? İki program yapıyorum. Zekirdek 16.00-18.00 saatleri arasında. Evde, işte, iş çıkışında kulaklardayım bu saatte. Beyaz yakalı diye tanımlanan grupla gülüp, eğleniyoruz. Zekirdek’te, her konuda ahkam kesmesinden keyif aldığımız bir Anadolu kadını Ayten Teyze gerçeği var. Dilinin kemiği yok. Pat diye konuşan, programımızın maskotudur kendisi. Televizyon programımda da yer vermiştim kendisine. Şahane bir kadın. Matrax, gece 22.00’den sonra başlayan, neredeyse sabaha kadar süren bir program. Sokağı radyoya, radyoyu sokağa taşıdığımız bir program. Bir dinleyicimiz yayına katılıp 10 kişiye dürüm ayran benden, Taksim Meydanı’nda bekliyorum diyor mesela. Karnı acıkan dinleyicimizi bulup, dürümü götürüyor. Veyahut öğrenci evindeyiz, kömürümüz bitti, şurada bekliyoruz dediğinde öğrenciler, bu çağrıya kulak veren diğer dinleyiciler kömürlerini, battaniyelerini, sıcak çorbalarını alıp öğrencilere koşuyorlar. Bir dayanışma ve eğlence programı diyebiliriz. İki kişiyle başlayan, “sokakta uzun eşek oynamak istiyoruz” çağrısına, 368 kişinin yanıt verdiği, sokakta uzun eşek oynanan bir programa dönüşebiliyor Matrax. Bir eğlence ve dayanışma programı yani… Ve hep sokakta. Aynı zamanda radyodaki programınızı televizyona taşıdınız. 9 tane de kitap yazdınız. Bu başarılarınızdan biraz bahseder misiniz? Ben önce bir dergide yazıyordum. Bana yazdıkların gibi radyo programı yapabilir misin dediler, yaptım. Radyo programı iyi gitti. Ödüller falan… Radyoda anlattıklarını kitaba aktarır mısın dediler, denerim dedim. Yüz binlerce okura ulaşacağımı düşünmedim bile. 2006 yılının en çok okunan ilk 3 kitabından birini yazmış olmak da keyif vericiydi. Yazar demeyelim ama… Ben yazarsam Gorki ne? Yaşar Kemal, Dostoyevski ne? Sonra yazdıklarını sahnede anlatır mısın dediler, 2008’den beri stand-up gösterilerimle il il dolaşıyorum. Ve elbette televizyon. Radyo ve sahnede anlattıklarını televizyonda anlatır mısın dediler, televizyon macerası başladı. İki de televizyon programında çıraklık yaptım. Ben bir şey talep etmedim… Her şey kendiliğinden gelişti desem yeridir. Yeni projelerinizden bahseder misiniz? 10. kitapla meşgulüm şu sıra… Yaz dediler, yazıyorum. Son olarak biliyorsunuz dergimiz bir mücevher -magazin dergisi. Sizin takmaktan vazgeçemediğiniz aksesuarlarınız var mı? Vazgeçemediğim demeyelim de, ara sıra taktığım diyelim... Küpe. Onun da hikâyesi var. Derste özgürlükten bahsederken Cuma öğretmen, öğrencisi “siz küpe takmaya cesaret edebilir misiniz” diye soruyor ve Cuma öğretmen de mıknatıslı bir küpe takıyor. Sonra sürgün ediliyor Cuma öğretmen. Başına gelmeyen kalmıyor. Küpe takmayı sevmesem de, Cuma öğretmen ve onun tavrı kulağıma küpe olsun diye takıyorum zaman zaman. 63