gözlerine bakm aya zorladı. “Partimize katılmak ister misiniz? Dans
lar. Aşk. Alkol.”
Ses tonunda Thomas’ı endişelendiren bir şeyler vardı. Ne olduğunu
bilmiyordu ama bu kadın iyi biri değildi. Onlarla dalga geçiyordu.
“Ee, hayır, teşekkürler,” dedi Thomas. “Biz, ee, biz, şey...”
Brenda sözünü kesti. “Arkadaşlarımızı bulmaya çalışıyoruz. Bu
rada yeniyiz.”
“İSYAN’ın Deli D iyan’na hoş geldiniz.” Konuşan, uzun boylu, yağlı
saçlı, çirkin b ir adam dı. “Endişelenmeyin, çoğu,” merdivenleri işaret
etti, “en kötü ihtim alle y a n deli. Suratınıza dirsek yiyebilirsiniz ya da
’ayalarınıza tekm e yiyebüirsiniz. Am a kimse sizi yemeye kalkışmaz.”
“’aya m ı?” diye tekrarladı Brenda. “Anlamadım.”
Adam, Thom as’ı gösterdi. “Çocukla konuşuyordum. Yakınımızda
olmazsanız durum sizin için kötü bir hal alabilir. Senin kız olman
falan...”
Bu konuşma T hom as’ın midesini bulandırmıştı. “Eğlenceli görü
nüyor. Am a gitm em iz gerek. Arkadaşlarımızı bulmalıyız. Belki sonra
geri geliriz.”
Diğer adam öne çıktı. Kısa boylu ama yakışıklıydı; kumraldı
ve asker tıraşı olm uştu. “Siz ikiniz daha çocuksunuz. Biraz hayat
dersi almanızın zam anı gelmiş. Sizi resmî olarak partimize davet
ediyoruz.” Son cüm lesinin her kelimesini üzerine basa basa, hiçbir
nezaket içerm eyen bir tonda söylemişti.
“Teşekkürler, am a gelm eyelim .”
Sanşın, uzun ceketinden bir silah çıkardı. Bir tabancaydı, gü
müştü ama mat ve pisti. Yine de Thom as’m gördüğü en tehlikeli ve
ölümcül şeydi.
“Bizi anladığınızı sanm ıyorum ,” dedi adam. “Partimize davet
edildiniz. Bu, geri çevirebileceğiniz bir şey değil.”
231