Labirent: Alev Deneyleri
M inho sağ kolunu bükerek kaslarını gösterdi. “Bahsettikleri,
A ris’in takıldığı kızlarsa onlara bendeki silahlan gösteririm ve he
men kaçarlar.”
Thom as üsteledi. “Peki ya silahlan varsa? Ya da dövüşebiliyorlarsa? Ya o grup iki metre boyunda, in sanlan yiyen yaratıklarsa? Ya
da binlerce D eliyse?”
“Thom as... hayır. Pekâlâ.” M inho bıkkın bir ifadeyle iç geçirdi.
“Herkes kessin artık. Daha fazla soru yok. Kesin ölüm içerm eyen bir
fikriniz yoksa sızlanmayı bırakın ve elim izdeki tek şansı kullanalım .
Tam am m ı?”
Thom as nedenini bilm iyordu am a gülüm sedi. M inho söylediği
birkaç cümleyle bir şekilde keyfini yerine getirm işti veya en azından
ona az da olsa umut vermişti. Gitmeliydiler, ilerlem eliydiler. Yapacak
başka bir şey yoktu.
“Böylesi daha iyi,” dedi M inho kendinden m em nun b ir gülüm
semeyle. “Altını ıslatıp, anne diye ağlam ak isteyen v ar m ı?”
Birkaç gülüşme duyuldu fakat kim se bir şey söylem edi.
“Güzel. Newt, bu kez başta sen ol, topallıyor olsan da. Thom as,
sen arkaya geç. Jack, YVinston’a yardım etm esi için başkasını bul,
sen de biraz dinlenirsin. Hadi gidelim .”
Böylece yeniden yola koyuldular. Ç antayı bu kez A ris taşıyordu
ve Thom as havada süzülüyor gibi hissediyordu; oldukça iyi gelm işti.
Zor olan tek şey çarşafı sürekli yukarıda tutm aktı; kolu gittikçe güçsüzleşiyor ve uyuşuyordu. Fakat h er şeye rağm en yü rüyerek ve ara
sıra koşarak ilerlemeye devam ettiler.
Neyse ki güneş ufka yaklaştıkça daha hızlı batıyor gibiydi. Thomas’ın
kol saatine göre Deliler gideli bir saat olmuştu, gökyüzünde m orum su
turuncu bir renk oluşm uştu, güneşin yoğun ışığı azalıp daha hoş
bir parlaklık yayıyordu. Kısa süre sonraysa güneş tam am en batarak
yerini gökyüzünü perde gibi saran yıldızlara bıraktı.
114