duyguları ifade etmekle ilgili televizyonda duyduğunuz bütün o saçmalıklar yalandan ibaretti. Aslında kimse ne söyleyeceğinizi duymak istemiyordu.
MABET
Öğle yemeğinden sonraki resim dersi, kâbustan sonraki rüya
gibiydi. Sınıf binanın en uzak ucundaydı, uzun pencerele-
Bay Boyun, defterine bir şeyler yazdı. “Seni daha ilk gördü-
ri güneye bakıyordu. Syracuse’da pek güneş olmuyordu, o
ğümde baş belası olacağını anlamıştım. Ben yirmi dört yıldır
yüzden resim sınıfı mümkün olduğunca çok ışık alacak şekil-
burada öğretmenlik yapıyorum, bir çocuğun aklından ne geç-
de tasarlanmıştı. Sınıf tozluydu ama pis değildi. Yerde kuru-
tiğini gözlerine bakar bakmaz anlayabilirim. Artık uyarı yok
muş boya lekeleri, duvarlarda işkence görmüş ergen ve şişko
sana. Koridorda izinsiz gezdiğin için resmi ihtar veriyorum.”
köpek yavrusu resimleri, raflarda da kilden yapılmış bir sürü
çanak çömlek vardı. Radyoda da en sevdiğim kanal açıktı.
Bay Freeman çirkindi. Çekirgeyi andıran yaşlı vücuduyla,
uzun bacaklı sirk cambazlarına benziyordu. Gözlerinin arasından sarkan burnu kredi kartını andırıyordu. Ama sınıfa
girdiğimizde bize gülümsüyordu.
Dönen bir çömleğin üzerine eğilmişti. Elleri çamurdan kıpkırmızıydı. “Size hayatta kalmayı öğretecek tek derse hoş
geldiniz,” dedi. “Sanata hoş geldiniz.”
Masasına yakın bir sıraya oturdum. Ivy de bu dersteydi. O da
kapının yanına oturdu. Bana bakmasını sağlamak için Ivy’ye
gözlerimi dikip baktım. Filmlerde oluyordu öyle şeyler; insanlar başkalarının onlara baktığını hissediyor ve bir şeyler
söylemek için dönmek zorunda kalıyorlardı. Ya Ivy’nin çok
iyi bir güç kalkanı vardı ya da benim lazer bakışlarım o kadar da güçlü değildi. Bir türlü bakmıyordu bana. Keşke onun
26
27