“Çok geçmeden herkesin tek tek öldüğünü fark ettim. Ailemin
tehlikede olduğunu biliyordum. Hedef olduğum sürece onlar da
güvende olmayacaklardı. Ben de bir gün taksiye atlayıp kaçtım.
O yangın olmasa şimdi Spokane’de olurdum.”
“Sen hayatta kalmayı başardın” dedi Cookie. “Şimdi senin
güvenliğini sağlamalıyız.”
Evet, ben neler olup bittiğini çözerken.
Işıklar titreyerek söndü ve üzerimize tekinsiz bir sessizlik
çöktü. Herkesi susturdum, sonra çömelip ofis kapısından dışarı
baktım.
Koridorun ilerisindeki acil durum ışığının altında
muhtemelen Hulk’a ait olan iriyarı bir bedenin yere serilmiş
olduğunu gördüm.
Olanlara inanamayarak, “Kahretsin” dedim. “Bizi takip mi
ettiler?” Kıçımda kimin olduğuna daha çok dikkat et meliydim.
Durum gülünçleşiyordu.
“Kim?” diye soran Miminin tiz fısıltısı koridora ulaştı.
Cookie parmağını dudaklarına götürerek onu susturdu. Ben
Mimi’nin elini tuttum, Cookie de kadının diğer elini tut tu ve
üçümüz ofisten aceleyle çıkarken gördüğüm ark a çıkışa seğirttik.
Kutular ile valizlerin arasından elimizden geldiğince sessizce
geçtik ve sonunda arka kapıya vardık. Çatıyı döven yağmur
neyse ki bizi bir nebze gizleyecekti. Kapıda bir acil durum kilidi
vardı, ama alarmı çalıştıracaktı, bu yüzden ka pıdan geçmekte
duraksadım. Ama bir alarm tam da ihtiyacımız olan şey
olabilirdi.
Herkesi kapının yakınındaki karanlık bir köşeye götürdüm ve
bu şekilde dikkat çekmek isteyip istemediğime karar vermeye
çalışırken birbirimize sokulup orada bekledik.
Angel yanımda belirerek, “Hey, patron” dedi.
Yerimden sıçrayıp Cookie ile Mimi’yi ürküttüm, sonra Angel’a
kaşlarımı çattım. “Angel? Cidden mi?” diye fısıldadım.
“Ne yapıyorsun?”
“Kötü adamlardan kaçıyorum? Düzenli yaptığım başka ne var
ki?”